Gelişim Psikolojisi

  • Bağlanma Türleri

    Bağlanma Türleri

    Bağlanma Psikososyal gelişim için oldukça önemli bir kavramdır. Bağlanma türü kişinin ilerideki hayatını da oldukça önemli bir şekilde etkilemektedir. Bowlby’nin ve Bartholomew’ın geliştirdiği çocuk ve yetişkin bağlanma türleri ve stilleri aşağıda verilmiştir. Ayrıca yazının devamına Bem’in geliştirdiği cinsiyet rolleri de bulunmaktadır.

    Bağlanma Türleri

    Bağlanma türleri 8 bağlanma türünden oluşur. Bağlanma türleri aşağıda verilmiştir. Ayrıca yetişkin bağlanma stilleri ve cinsiyet rollerini de aşağıda bulabilirsiniz.

    Güvenli Bağlanma 

    Çocuğun temel ihtiyaçları düzenli ve tutarlı bir şekilde kaşılanmış ve olumlu bir ilişki kurulmuştur. Çocuk sevgi duygusunu hissetmiş ve ne zaman bir ihtiyacı olsa bu ihtiyacı karşılanmıştır. Çocuk çevresine güven duymaya başlamıştır. Annesi yanından ayrıldığında aşırı tepkilerde bulunmaz ve annesinin ihtiyacı olduğunda yardımına koşacağının farkındadır.

    Güvensiz-Çelişkili Bağlanma

    Çocuğun ihtiyaçları tutarlı ve düzenli bir şekilde karşılanmamış ve çocukta güvensizlik duygusu oluşmuştur. Çocuğun ihtiyacı anında karşılanmadığı için çocuk annesinin yanından ayrılmak istemez. Annesi yanından ayrılınca ağlar ancak annesi yanına geldiğinde ise öfke tepkileri gösterir. 

    Güvensiz Kaçınan Bağlanma

    Yeterince ilgilenilmeyen ve ihmal edilen çocuklarda görülen bir bağlanma türüdür. Bu çocuklar annelerinin ayrılığını umursamazlar ve oldukça bağımsız görünürler. Yabancılara tepki vermezler ve umursamaz davranırlar.

    Ayrılık Kaygısı

    Çocukların bağlandıkları ebeveynlerinden ayrıldıklarında yaşadıkları kaygıya denmektedir. Bu kaygı kendini ağlama, huzursuzluk ve gerginlik gibi tepkilerle gösterebilir. 

    Yetişkin Bağlanma Stilleri

    Bartholomew ve arkadaşları ortaya 4 tip yetişkin bağlanma stili atmışlardır. 

    Güvenli Bağlanma

    Güvenli bağlanan yetişkinler kendilerini değerli algılarlar ve diğerlerini de ulaşılabilir ve duyarlı bir şekilde görürler. Benlik saygıları yüksek, yakınlık kurmaktan kaçınmazlar ve otonomiye yani özerkliğe sahiptirler. 

    Kendilerini olumlu algılarken diğerlerini de olumlu algılarlar.

    Kayıtsız Bağlanma

    Kayıtsız bağlanan yetişkinler kendilerini olumlu ve değerli algılarken diğerlerini karşı negatif tutumlara sahiptirler. Bireyler hayal kırıklığı ve reddedilme korkusuyla diğerleriyle yakın ilişki kurmaktan çekinirler. 

    Kendilerini olumlu algılarken diğerlerini olumsuz algılarlar.

    Saplantılı Bağlanma

    Saplantılı bağlanan yetişkinler için  diğerlerinin onayı ve kabulü çok önemlidir. İlişkilerle aşırı meşgul olurlar. Dİğerleriyle ilişki kurmak isterler ancak aşırı yapışkan olduklarından diğerlerini kendilerinden uzaklaştırabilmektedirler. 

    Kendilerini olumsuz algılarken diğerlerini olumlu algılarlar. 

    Korkulu Bağlanma

    Korkulu bağlanan yetişkinler kendilerinin sevmeye değer olmadıklarını ve başkalarının da reddedici olduğunu düşünür. Bu kişilere göre başkaları kendilerini istememekte, başkaları da kendilerini istememektedir. Bu nedenle yakın ilişki kurmaktan kaçınırlar.

    Kendilerini olumsuz algılarken diğerlerini de olumsuz algılarlar. 

    Cinsiyet Rolleri (Bem)

    Cinsiyet rolü kavramı kişinin kadın ve erkek olarak belirlenmiş rolleri, sorumllulukları, davranış biçimleri ve kişilik özellikleri olarak tanımlanabilir. Toplumda kadın ve erkeğe dair kalıplaşmış yargılar, davranış örüntüleri, beklenti ve algılar bulunmaktadır. Bem bunları 3’e ayırmıştır. 

    Toplumsal (Geleneksel) Cinsiyet Rolü

    Toplum içinde geleneksel ve yaygın olan, erkeksi veya kadınsı olarak tanımlanan cinsiyet rolleridir. Toplumun erkeksi veya kadınsı role uygun davranış, tutum vb. özellikler göstermektir.

    Androjen Cinsiyet Rolü

    Birey bu cinsiyet rolünde hem erkeksi hem de kadınsı özellikler gösterir. Bu özelliklerin her biri bir arada ve farklı orandadır. Yaşam doyumu ve kalitesi yüksektir.

    Belirsiz Cinsiyet Rolü

    Kadınsı ve erkeksi özelliklerin her biri az miktarda bulunur. Bu nedenle bu cinsiyet rolü oldukça farklılaşabilmektedir. Yaşam ve doyum kalitesi düşüktür ve sorunlar fazladır.

    Bağlanma Türleri konusu burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı için tıklayın.

  • Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı – 8 Evre

    Erikson Psikososyal

    Erikson da Freud gibi Psikanalitik kuramın temsilcilerindendir. Ancak Erikson, Freud’dan farklı olarak sosyal etkileri de kuramına dahil etmiştir. Erikson Psikososyal gelişim üzerinde durmuştur. Erikson Psikososyal gelişim kuramında üzerinde durulan temel noktalar biyolojik gelişim ve sosyal çevredir. Özellikle kişilerarası ilişkiler oldukçça büyük bir öneme sahiptir. Bu kişilik gelişimi dönemler halinde gerçekleşir.

    Erikson Psikososyal Gelişim Dönemleri

    Temel Güvene Karşı Güvensizlik (0-1 Yaş)

    Erikson Psikososyal gelişim kuramının ilk dönemidir. Yaşamın ilk yılında kazanılması gereken temel duygu güven duygusudur. Çocuk ve anne baba arasında  süreklilik, tutarlılık ve aynılık çocukta temel güven duygusunun gelişmesine katkıda bulunur. İhtiyaçlarının giderildiğini görürse ve annesinin sevgisi ve ilgisi de bu duygunun gelişmesini sağlar. Ancak bunların tersi olursa çocukta güven duygusu değil, güvensizlik duygusu gelişir. Bu dönemi olumsuz geçiren çocuklar ileride çekingen, kaygılı, kararsız ve karamsar insanların gösterdiği özellikleri gösterebilirler. 

    Özerkliğe Karşı Kuşku ve Utanç (1-3 Yaş)

    Çocuk bir yaşından sonra yürümeye ve yavaş yavaş konuşmaya başlar. Bu özelliklerin edinimiyle çocuk daha özerk olmaya başlar. Çocuk bazı davranışları kendisi gerçekleştirmeye çalışır. Kendi kendine giyinme, yeme, tuvaletini yapma gibi davranışlar sergilemek ister. Çocuk bu davranışlardan çok haz alır. Ebeveynlerinin kendisine karışmalarını istemez. Eğer ebeveynler çocuklarını özerk bırakırlarsa çocuk, özerk, iç denetimli, kendi sorumluluklarını üstlenebilir şekilde yetişir. Ancak çocuğun özerk olma isteğine rağmen bağımsız davranışlara izin verilmezse çocuk, bağımlılık duygusu, utanma ve şüphe duygularını edinirler. Burda şüphe duygusu ile kast edilen çocuğun kendi kapasitesine olan şüphesidir. Erikson Psikososyal gelişim kuramının ikinci dönemi olan Özerkliğe Karşı Kuşku ve Utanç dönemi 1 ve 3 yaşları arasında gerçekleşir.

    Girişimciliğe Karşı Suçluluk (3-7 Yaş)

    Çocuklar bu dönemde belirli amaçlara yönelik belli davranışlar sergilerler. Çevreyi araştırırlar, dili kullanır ve yeteneklerini geliştirmeye çalışırlar. Bu dönemde çocuğun sorduğu sorulara açık cevaplar verilmeli ve çocuğun araştırmaları engellenmemelidir. Çocuğun giriştiği işlere olanak tanınmalıdır. Böylelikle girişimlerinden sonra çocuk daha sosyal olmaya ve potansiyelinin farkına varmaya başlar. Bu dönemde desteklenen bireyler girişimcilik duygusu geliştirirken, desteklenmeyen, cezalandırılan, eleştirilen çocuklar ise suçluluk duygusu geliştirirler. Erikson Psikososyal gelişim kuramının üçüncü dönemi olan Girişimciliğe Karşı Suçluluk aşaması 3 ve 7 yaşlar arasında gerçekleşir.

    Başarıya Karşı Yetersizlik Duygusu (7-11 Yaş)

    Bu yaşlarda çocuklar okula başlarlar ve ilgileri akademik konulara kayar. Önceleri tamamen oyunla ilgilenen çocuklar bu dönemde artık sosyal ve akademik konulara da ilgi gösterirler. Çocuk bu dönemde başarılı olmak ve takdir görmek ister. Çocuğa başarının getirdiği hazzı yaşatacak, kendi kapasitesine göre olan görevler ve etkinlikler verilirse çocuk bunlarla başarı duygusunu geliştirecektir. Ancak takdir edilmeyen, diğer çocuklarla sürekli kıyaslanan çocuklar ise başarı duygusu yerine yetersizlik duygusu geliştireceklerdir. Erikson Psikososyal gelişim kuramının dördüncü dönemi olan Başarıya Karşı Yetersizlik Duygusu 7 ve 11 yaşlar arasında görülür.

    Kimlik Kazanmaya Karşı Kimlik (Rol) Karmaşası (11-17 Yaş)

    Ergenlik dönemiyle birlikte çocuk yetişkinliğe geçiş aşamasına girmiş olur. Birey bu dönemde kimlik arayışına girer. Bu arayışla birlikte kendine özgü değerler edinir. Kendine özgü düşünce biçimi geliştirir ve sosyal, politik ve ekonomik konulara olan ilgisi artar. Böylelikle ergenlik dönemi birey için hem kendini bulması hem de içinde bulunduğu topluma karşı olan rollerini belirlediği bir dönemdir. Bu rollerin belirlenememesi ise kimlik karmaşası olarak adlandırılır. Bireyin bir role bağlanamaması ve diğerlerinin etkisi altında kalmasıyla kimlik karmaşasına düşen ergen kararsızlıkla mücadele eder. Bireyin bu dönemde meslek seçimi ve değerler için belli kararlar alması gerekmektedir. Bu dönemde ayrıca benmerkezcilik tekrar başlar. Bu, ergenin alacağı kararları da etkiler. Erikson Psikososyal gelişim kuramının beşinci dönemi olan Kimlik Kazanmaya Karşı Kimlik (Rol) Karmaşası 11 ve 17 yaşlar arasında görülür.

    Bu dönemde ergen Marcia’ya göre 4 farklı kimlik statüsü geliştirmiştir. Bunlar başarılı kimlik, ipotekli kimlik, dağınık kimlik ve moratoryum kimliktir. Bu kimlik statüleri için daha fazla bilgiyi aşağıda bulabilirsiniz. 

    Yakınlığa Karşı Yalıtılmışlık (20-40 Yaş)

    Birey için bu dönemde meslek, değerler gibi öğeler belirlenmiş ve arkadaşlık, dostluk gibi ilişkiler önem kazanmaya başlamıştır. Bireyi karşı cinsle oluşturulan ilişkiler ve evlilik düşünceleri meşgul eder. Birey dostluk ilişkileri ve evlenmeye yönelik ilişkiler kurmaya çalışır. Bu ilişkileri isteyen ve bunlar için çalışan birey eğer bu konuda başarısız olursa diğerleriyle yakın ilişkiler kurmakta zorlanır. Birey bu zorlanma sonucu yalnızlığa düşer ve diğerlerine karşı yalıtılmış bir hale gelir. Bireyin anlamlı ilişkiler içine girememesi yalnız kalmasına, kalabalıkların içinde bile yalnız kalmasına neden olabilir.

    Önceki dönemde belirlenmemiş bir kimlik algısına sahip olan gençler bu dönemde oldukça sıkıntılar yaşayabilmektedirler. Ancak belirginleşmiş bir kimlik algısına sahip olanlar sorumluluk alabilirler, paylaşmaya açıktırlar ve kendi kimliklerinden emin bir şekilde anlamlı ilişkilere hazırdırlar. Erikson Psikososyal gelişim kuramının 6. dönemi olan Yakınlığa Karşı Yalıtılmışlık dönemi 20 ve 40’lı yaşlar arasında görülür.

    Üretkenliğe Karşı Durgunluk (40-65 Yaş)

    Birey orta yaşlarını kapsayan bu dönem toplum için yararlı işler yapabilme, üretken olma gibi özellikler önem kazanır. Birey için mesleği ve işi artık sağlamlaşmış ve kesinleşmiştir. Edindiği tecrübeleri yeni kuşaklara aktarma, anne ve baba olma, çocuk yetiştirme ve üretme eyleminde bulunmak bu dönemin temel özelliklerindendir. Buradaki üretkenlik kavramıyla bahsedilen aynı zamanda yaratıcılık kavramını da kapsamaktadır.

    Bu dönemde birey her alanda üretken olmaya çalışır. Üretken olamayan bireyler ise işe yaramama ve çevreye karşı kayıtsızlık gibi duygularla baş etmek zorunda kalırlar. Erikson Psikososyal gelişim kuramının 7. dönemi olan Üretkenliğe Karşı Durgunluk aşaması 40 ve 65 yaşlar arasında görülür.

    Benlik Bütünlüğe Karşı Umutsuzluk (65 ve Üstü)

    Bu dönem yaşlılık dönemi olarak da adlandırılmaktadır. Bu dönemde birey geçirdiği hayatla hesaplaşmaya başlar. Birey sağlıklı, saygın ve iyi şekilde tanımlayabileceği bir yaşam geçirmişse bu dönemde tüm sınırlılıklara rağmen daha mutlu ve huzurludur. Birey geçmişini sorguladıktan sonra geçmişini kabul edip, yaptıklarından tatmin olmuşsa benlik bütünlüğüne ulaşır.

    Birey aynı zamanda ölüm gerçeğini de sağlıklı bir şekilde ele alabilir ve baş edebilir. Fakat pişmanlıkları ve keşkeleri çok olan bireyler ise hayatını boşa geçirdiğine ve diğer umutsuz duygularla umutsuzluğa düşer. Ölüm gerçeğini kabul etmekte zorlanır ve bu dönemi kötü geçirebilir. Erikson Psikososyal gelişim kuramının 8. ve son dönemi olan Benlik Bütünlüğe Karşı Umutsuzluk aşaması 65 yaş ve üzeri olan kişilerde görülür.

    Kimlik Statüleri

    Marcia Erikson’un kuramına göre çalışmalar yapmış ve 4 kimlik statüsünü ortaya atmıştır.

    Başarılı Kimlik Statüsü

    Başarılı kimlik statüsündeki bireyler rol karmaşası aşamasını başarıyla tamamlamış ve bir kimliğe güvenli bir şekilde bağlanmıştır. Kendine özgü değerler edinmiş ve mesleğini seçmiştir. Bu süreci kendi bağımsız tercihleriyle tamamlamıştır.

    İpotekli Kimlik Statüsü

    Bu kimlik statüsünün diğer adı da bağlanmış kimlik statüsüdür. Birey kendine verilen değerleri sorgulamadan kabul etmiştir. Bu nedenle rol karmaşası yaşamamış, ailesi ve başkaları tarafından kendine ne verildiyse olduğu gibi almıştır. 

    Psikososyal Moratoryum

    Ergenin kimlik karmaşası sırasında buna ara vererek ertelemesidir. Birey sorunları ve karmaşayı olduğu gibi rafa kaldırır. Bu sorunları rafa kaldırsa da arayış devam etmektedir. Psikososyal moratoryomunun en temel özelliklerinden biri de budur. Bağlanma ertelenmiştir ancak arayış devam eder.

    Dağınık Kimlik Statüsü

    Birey henüz bir kimliğe bağlanmamıştır ancak bağlanmayı da umursamamaktadır. Bir kimliğe bağlanmaktan sürekli olarak kaçınır. Bundan kaçındıkları gibi bir arayışta da bulunmazlar. Kararları sürekli değişir. Bu nedenle bu bireyler sürekli olarak grup değiştirirler ve devamlı sosyal ilişkiler kuramazlar.

    Erikson’un Ortaya Attığı Kimlik Statüleri

    Erikson da bu kimlik statülerine ek olarak ortaya iki kimlik türü daha atmıştır. Bunlar;

    Gölgeli Kimlik

    Bireyin ailesinin baskısıyla istemediği kimliğe bağlanmasıdır. Baskı altında belli tercihleri yapmak ve değerler sistemine uymak zorunda kalması ergenin gölgeli kimlik değiştirdiğine işarettir. İpotekli kimlikle farkı, gölgeli kimlikte baskı ve zorlama vardır ancak ipotekli kimlikte bu yoktur. Birey ipotekli kimlikte gönüllüdür. 

    Ters Kimlik

    Ergenin ailesinin beklentilerinin tam tersi şekilde bir kimliğe bağlanmasıdır. Bireyin ailesi tarafından kabul görmediği düşüncesi hakimdir. Bireyin değersizlik duyguları bu kimlik statüsüne hakimdir. Birey değer görmediği için kötü bir kimlik statüsüne bağlanır. Erikson’a göre birey diğerlerinin gözünde hiçbir şey olmaktansa kötü biri olmayı tercih eder.

    Erikson’un Psikososyal Gelişim Kuramı Temel Özellikleri

    1. Aşamalı Oluşum İlkesi

    Gelişim dönemleri aşamalar halinde ilerler. Bir genetik plan vardır ve bu plana göre hareket edilir. Her özellik uygun zamanda ve bütün olarak ortaya çıkar. Erikson Psikososyal gelişim kuramını aşamalara ayırmıştır ve bu aşamalar arasında geçişler vardır.

    2. Organ İşlev Biçimi

    Freud’a göre bir dönemin öne çıkan bir özelliği vardı. Örneğin oral dönemde ağzın öne çıkması gibi. Ancak Erikson Psikososyal gelişim kuramına göre öne çıkan organ tüm vücuda yayılır. Bütün vücut organları kullanılır. 

    3. Toplumsal İşlev Örüntüsü

    Her dönemde birey kendine özgü organların işlev biçimiyle toplumla sürekli olarak etkileşim içindedir.Örneğin önceleri bebek sadece çevrenin kendisine yiyecek vermesi ile yaşarken daha sonra yiyecekleri başkalarından kendisi almaya başlar.

    4. Psiko-Sosyal Dönemler

    Erikson bireyin her dönemde o döneme özgü olan bir krizden geçerek o döneme özgü belli bir sorunu çözdüğünü ve bir özellik kazandığını söyler. Örneğin oral döneme denk gelen döneme temel güvene karşı güvensizlik dönemi der ve bu dönemde bireyin çözemi gereken sorun temel güvenlik duygusudur. 

    Erikson Psikososyal Gelişim Kuramı konusu burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Savunma Mekanizmaları konusu için tıklayın.

  • Savunma Mekanizmaları – 22 Savunma Mekanizması

    Savunma Mekanizmaları

    Bireyin gereksinimlerinin doğru olarak tatmin edilememesi engellenme ve çatışma adında iki temel duruma yol açar. Birey bu engellemeler ve çatışmalarla gerçekçi yollarla baş edemediği için savunma mekanizmalarını kullanır. Savunma mekanizmaları kişinin çatışmaların yarattığı kaygıdan kurtulmasını sağlar. 

    Engellenme 

    Güdülerin amacına ulaşılamaması sonucu ortaya çıkar. Örneğin cinsellik güdüsünün amacına ulaşmaması sonucu birey engellenme yaşayabilir. Engellenme sonucunda kişide öfke, çaresizlik, saldırganlık, aşırı bağımlılık, kaygı vb. gibi duygular ve davranışlar ortaya çıkabilir. 

    Çatışma 

    Güdülerin rekabeti sonucu kişiyi zıt durumlar arasında bırakmasıdır. Çatışma İd’in istekleri ve süperego’nun bastırmaları çatışmalara yol açar. Ego ise bu çatışmalara çözüm bulmakla görevlidir.  Çatışmalar türlerine göre üçe ayrılır. Bunlar;

    Çatışma Türleri

    Yaklaşma-Yaklaşma

    Bireyin seçmek istediği iki durum arasında kalmasıdır. Örneğin parası sadece telefona veya televizyona yeten birinin her ikisini de istemesi.

    Yaklaşma-Kaçınma

    Bireyin istediği ve istemediği iki durum arasında kalmasıdır. Örneğin şeker hastası olan birinin baklava yemeyi çok sevmesi ve baklava yerse şekerinin yükselmesi.

    Kaçınma-Kaçınma

    Bireyin istemediği iki durum arasında kalmasıdır. Örneğin hasta olan ancak hastaneye gitmek istemeyen birinin durumu kaçınma-kaçınma çatışmasına örnektir.

    Savunma Mekanizmaları

    Zorlanımlı durumlarla baş etmenin iki yolu vardır. Bunlardan biri bilinçli bir şekilde baş etmek ve bilinçsiz baş etmektir. Bilinçli baş etme sağlıklı olan yol iken birey başa çıkamadığı durumlarda bilinçsiz baş etme yollarını kullanır. Bilinçsiz baş etme ise savunma mekanizması geliştirme şeklinde ortaya çıkar. 

    Her birey bazı durumlarda savunma mekanizması geliştirir. Birey farkında olmadan bir seviyeye kadar savunma mekanizması geliştirmesi aslında normal olarak kabul edilir. Ancak bir seviyeden sonra savunma mekanizmaları sürekli kullanılırsa kişiyi gerçekten koparır ve ruh  sağlığını tehlikeye atar. 

    Savunma Mekanizması Tanım ve Örnek
    BastırmaBirey, kaygı verici duygu, düşünce ve istekleri bilincinden uzaklaştırır, unutur ve bastırır. Birey bunları bilinçdışına atar. Kişisel çaba ile hatırlanamaz, özel teknikler gerekir. En temel savunma mekanizmasıdır. Örneğin ölümden korkan birinin hiç ölüm yokmuş gibi yaşaması, ölümü bilinçdışına atması.
    Yer (Yön) DeğiştirmeBireyi zorlayan duygu veya düşüncelerinin hiç alakası olmayan başka bir nesneye yönlendirilmesidir. Kişi öfke gibi duyguları başka bir nesneye yansıtır. Klasik örnek olarak iş yaşamında sorun yaşayan birinin bunu eve yansıtması. Hıncını evdekilerden çıkarması
    Karşıt Tepki Geliştirme Bireyi zorlayan duygu ve düşüncelerin tam tersinin yapılmasıdır. Birey duygu ve düşüncelerini kabullenmekte sorunlar yaşayabilir ve bunu savunma mekanizmasına dönüştürür. Örneğin uyuşturucuya eğilimi olan birinin uyuşturucuya aşı şekilde karşı çıkması ve bunu yapanların cezalandırılmasını istemesi.
    Mantığa BürümeBireyin duygu ve düşüncelerinin kendisine ve çevresine uygun olacak şekilde açıklanmasıdır. İki işlevi vardır. Bunlar davranışı haklı gösterme ve ulaşılamayan şeyler için düş kırıklığını gizleme. Örneğin bir işe kabul edilmeyen birinin zaten bu iş bana göre değildi demesi ve parası olmadığı için dolmuşa binemeyen birinin yürümek daha güzel demesi.
    YansıtmaBireyin kendi davranışlarının sorumluluğunu başkalarına yüklemesidir. Başarısızlık durumlarında başkalarını suçlama eğilimi vardır. Örneğin sınavdan geçemeyen birinin hoca bana taktığı için geçemedim demesi.
    ÖdünlemeBireyin bir durumun yarattığı kaygıyı başka davranışlarla gidermeye çalışmasıdır. Örneğin sosyal ilişkilerde başarısız olan birinin akademik alana yönelerek aşırı başarılı olması.
    YüceltmeTek olumlu savunma mekanizmasıdır. Bireyin toplum tarafından kabul edilmeyen duygu, düşünce ve davranışlarını kabul edilebilir bir alana yönlendirmesidir. Örneği saldırganlık dürtüleri yoğun olan birinin boksör olması.
    İnkar(Yadsıma)Bireyin acı veren bir olayın varlığını kabul etmemesi ve reddetmesidir. Örneğin çocuğu ölen bir annenin çocuğu ölmemiş gibi davranması, elbiselerini sürekli saklayıp geleceğini düşünmesi.
    ÇarpıtmaBireyin hoşuna gitmeyen durumları istediği şekilde, iç dünyasının ihtiyaçlarına göre anlatmasıdır. Örneğin birinden hoşlanan gencin, onun her hareketini kendine kur yapılması olarak algılaması.
    BölünmeBireyin çevresindekileri veya kendisini bir gün iyi, bir gün kötü olarak algılamasıdır. Ya hep ya hiç durumu günler arasında değişiklik gösterir. Birey kişilerin aynı anda hem kötü hem de iyi olabileceklerini algılayamaz.
    İlkel İdealleştirmeBireyin karşısındaki kişiyi tamamen iyi veya tamamen kötü olarak algılamasıdır. Övgülerde bulunurken kişinin kendisine karşı olan yanlış davranışıyla kişiyi yermeye başlar.
    DışsallaştırmaBireyin kendi denetimi altında olan olay, duygu ve düşünceleri dış etmenlere bağlamasıdır. Yansıtmadan farklı olarak dış güçlerin kontrolü olduğunu düşünür.. Örneğin her şey kaderimizde var ve alınyazısını değiştiremeyiz düşüncesi.
    ÖzdeşleşmeBireyin başkasına her açıdan benzemeye çalışmasıdır. Bireyler yetersiz hissettiklerinde bu savunma mekanizmasına başvurabilmektedirler.
    GerilemeBireyin zor bir durumda bir önceki gelişim dönemine gerilemesidir. Örneğin çocuklarda kardeşleri doğduğunda gerçekleşir. Çocuklar yeni kardeşlerinin aldığı dikkati kendi üzerine çekmek amacıyla bebek gibi davranmaya başlayabilir.
    BedenselleştirmeBireyin yaşadığı sıkıntının vücudunda belli olaylarla ortaya çıkmasıdır. Örneğin yoğun kaygı yaşayan birinin sürekli mide ağrısı.
    PolyannacılıkBireyin yaşananların sadece ve sadece iyi taraflarını görmesidir. Sürekli olarak bardağın dolu tarafını görmektir. Örneğin kişinin iflastan sonra önemli değil cana geleceğine mala geldi demesi.
    ÖzgecilikBireyin çıkar gözetmeksizin kendini başkalarına adamasıdır. Birey diğerlerinin çıkarlarını kendi çıkarlarından üstün görür.
    Soyut Kavramlara BürümeBireyin kaygı verici durumları soyut kavramlar olan mistik veya felsefik kavramlar çerçevesinde açıklamasıdır. Örneğin bireyin ölen bir yakınının ardından zaten o cennette denmesi.
    DüşünselleştirmeBireyin kaygı verici durum hakkında sürekli olarak bilgisel olarak konuşmasıdır. Örneğin okula gitmek istemeyen birinin sürekli olarak eğitim sisteminden bahsetmesi.
    AsetizmBireyin sosyal baskılar ve engellemeler sonucu hoşlanılan davranışlardan kaçma, bunlardan el çekmedir. Örneğin kızlarla konuşmaktan hoşlanan birinin toplumsal baskı nedeniyle kaçınması.
    SempatiBireyin insanlar beni severlerse zarar da vermezler anlayışıyla hareket etmesidir. Birey çevresine iyi insan izlenimi bırakmaya çalışır ve diğerlerini sürekli olarak onaylar.
    YalıtmaBireyin bir duruma karşı olan duygularını bastırmasıdır. Örneğin sürekli ölü gören bir morg görevlisinin acı çekmemesi.

    Savunma Mekanizmaları konusu burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Psikanalitik Kuram için tıklayın.

  • Psikanalitik Kuram

    Psikanalitik Kuram

    Psikanalitik kuram kendi içinde bölümlere ayrılan çok katmanlı bir kuramdır. Freud’un kişiliğe ilişkin görüşleri kendi içinde 4 kurama ayrılır. Psikanalitik kuram çok katmanlı, geniş bir yapıdır. Bu kuramlar;

    • Topografik Kuram
    • Güdü Kuramı
    • Yapısal Kuram
    • Psikoseksüel Gelişim Kuramı

    Topografik Kuram

    Topografik kuram Psikanalitik kuram içinde zihnin farklı katmanlarını açıklayan kuramdır. Freud insan zihnini 3’e ayırmıştır.

    Bilinç

    Bireyin dış dünyadan gelen veya kişinin kendisinden uyarıcıların farkında olduğu yaşantıları ifade eden zihin bölümüdür. Farkında olma durumu seçici dikkat ile gerçekleşir. Birey dıştan gelen uyarıcıları seçici dikkat ile fark eder. Düşünce ve duygular bu zihin bölümünde kurulur. Buz dağının görünen kısmıdır.

    Bilinç öncesi

    Bireyin o anda farkında olmadığı ancak isterse farkında olabileceği zihin alanıdır. Birey bu bölümdeki yaşantıları, düşünceleri ve duyguları kolaylıkla bilince getirebilir. Birey bir olayı unutabilir ancak o olayı hatırlatacak bir uyarıcıyla karşılaşması olayın tekrar bilince getirilmesini sağlar.

    Bilinçdışı

    Bireyin farkında olmadığı, hatırlamadığı ve kendini zorlasa bile bilince çıkaramayacağı yaşantıları ifade eder. Bu zihin bölümünde bireyin farkında olmadığı arzu, istek, düşünce ve dürtüler barındırılır. Bunların bilinçdışına itilmesinin sebebi savunma mekanizmalarıdır. Bilinçaltındaki bu öğeler özel tekniklerle bilince çıkartılabilir. Bilinçdışı pasif bir bölüm olarak görünse de aslında, yaşantılarımızı ve günlük yaşamımızı oldukça derinden etkiler.

    Güdü Kuramı

    Güdü kuramı Psikanalitik kuram için önemli bir yere sahiptir. Bireyler dünyaya yaşam ve ölüm içgüdüsüyle gelir.

    Yaşam İçgüdüsü

    Bireydeki üretken eğilimi temsil eder. Bireyin üretmek isteyen tarafıdır. Cinsellik de yaşam güdüsünün türevidir. 

    Ölüm İçgüdüsü

    Bireydeki yok edici eğilimi temsil eder. Bireyin yok etmek isteyen tarafıdır. Saldırganlık da ölüm içgüdüsünün türevidir.

    Libido (Ruhsal Enerji): Cinsel veya saldırgan içgüdülerin kullanıldığı enerjiye verilen genel addır. 

    Yapısal Kuram 

    Bireyin sahip olduğu, kişiliğin yapısını oluşturani, çatışma ve dengenin kaynağını oluşturan yapılardır. 

    Psikanalitik kuram içinde yer alan yapısal kuram 3’e ayrılır

    İD (Altbenlik)

    Kişiliğin doğuştan gelen yanıdır. Bu biyolojik yan haz ilkesine göre çalışır ve cinsellik ve saldırganlık bu bölümde bulunur. İd haz ilkesi ile çalıştığı için, isteklerinin hemen yerine getirilmesini ister, ertelemeye pek tahammülü yoktur. Kişiliğin bu yanı toplumdaki ahlak ilkelerini, mantık ilkelerini, koşulları ve gerçekliği dikkate almaz. Tek önemli olan şey arzuların, ihtiyaçların ve isteklerin karşılanmasıdır. Kişiliğin ilkel yanıdır.

    EGO (Benlik)

    Kişiliğin mantıklı yanıdır. Gerçeklik ilkesine göre hareket eder. Temel işlevi uyum olan bu benlik durumunun diğer işlevleri ise düzenleme, denge sağlamadır. Süperego ve id arasında uyum sağlamak ve ikisinin istekleriyle baş etmek de görevleri arasındadır. Bunu sağlamak için gerektiğinde savunma mekanizmaları kullanır. Akıl yürütme, problem çözme, karar alma gibi üst düzeydeki işlevleri yerine getirir. 

    Süperego (Üstbenlik)

    Kişiliğin toplumsal değerleri önemseyen yanıdır ve ahlak ilkelerini oldukça önemseyerek çalışır. İnsani değerleri, vicdanı temsil eder. İdeal olana ulaşmaya çalışırken aynı zamanda id’i sınırlandırır. İd’in istekleriyle baş edebilmek için suçluluk duygusunu geliştirir. 

    Psikoseksüel Gelişim Kuramı

    Psikoseksüel gelişim kuramı Psikanalitik Kuram içerisinde yer alan, oral, anal, fallik, gizil ve genital dönemden oluşan çok boyutlu bir kavramdır. Psikanalitik kuram kişiliğin gelişiminin özellikle il 6 yılda geliştiğini, daha sonra bu kişilik özelliklerini değiştirmenin zor olduğunu söyler. Bu deterministik bakış açısı Psikanalitik kurama yöneltilen birçok eleştirinin çıkış kaynağıdır.

    Oral Dönem (0-18 Ay)

    Oral kelimesinin anlamı ağız yoluyla olan anlamına gelmektedir. Freud’a göre de bu dönemde öne çıkan kendini ifade ediş biçimi ağız yoluyla olmaktadır. Çocuk çevreyi ağzıyla tanır ve ağız onun için haz alınan temel noktadır. Emme, çiğneme gibi eylemlerle haz alır. Bu dönemde çocuğun id’in nasıl tatmin olduğu gelecekteki kişiliği üzerinde etkili olacaktır. Freud bu dönemde tüm istekleri karşılanan çocukların bağımlı ve aşırı iyimser kişiler olacaklarını, istekleri karşılanmayan çocukların ise ilerde kötümser ve saldırgan kişilik özelliklerine sahip olacaklarını söyler. Bu dönemdeki fiksasyon (saplantı) ise güven eksikliği, alaycılık ve tartışmacılık gibi kişilik özellikleriyle ilgilidir. 

    Anal Dönem (18-36 Ay)

    Anal’ın sözlük anlamı anüsle ilgili olandır. Bu dönemde öne çıkan ve haz bölgesi olan bölge anüs bölgesidir. Çocuğun tuvalet ihtiyacını karşılamak için gerekli olan anüs bölgesindeki kasları olgunlaşmıştır. Çocuk tuvaletini tutmaktan ve bırakmaktan haz duyar. Bu dönemde yaşanacak sorunlu ve katı bir tuvalet eğitimi ilerde çocuğun cimrilik, aşırı düzenlilik gibi kişilik özellikleri geliştirmesine neden olur. İyi bir tuvalet eğitimi ise çocuğun özerkleşmesine katkıda bulunur. Bu dönemde ebeveynlerle tuvalet eğitimi sırasında yaşanan çatışmalar çocuğun bağımlılık, ayrılma ve birleşme gibi duyguları yaşamasına neden olur. 

    Fallik Dönem (3-6 Yaş)

    Fallik dönemde temel haz kaynağı olan organ cinsel organdır. Bu dönemde çocukta görülen yoğun cinsel merakla birlikte erkeklerde oedipus karmaşası, kızlarda ise elektra karmaşası yaşanır. Oedipus karmaşası erkek çocuğunun anneye cinsel ilgi duyması olarak tanımlanabilirken elektra karmaşası ise kızın babaya cinsel ilgi duyması olarak tanımlanabilir. Bu karmaşaların sağlıklı bir şekilde çözümlenebilmesi için çocuğun kendi cinsiyetinden olan ebeveyni ile özdeşim kurması gerekmektedir. Çocuk aynı cinsteki ebeveynini taklit ederek ahlaki değerleri ve cinsiyet rolünü alır. Böylece artık kendi cinsiyetine göre davranışlar sergilemeye başlamış olur. Çocuk artık oyun oynarken de kendi cinsiyetine göre oyuncak seçmekte kendi cinsiyet rollerine uygun davranmaktadır. Ebeveynlerini cinsel kimlik oluşturmak için seçmektedir. Ebeveynlerin cinsiyet rollerine karşı tutumları çocuğun da tutumlarını ve algılarını oldukça derinden etkilemektedir. Bu dönemin sağlıklı olarak atlatılamaması halinde çocukta ilerde saldırganlık, mutsuzluk gibi sorunlarla karşılaşabilmektedir. Psikanalitik kuram içerisinde en çok tartışmaya neden olan bölümdür.

    Gizil (Latent) Dönem (6-12 Yaş)

    Bu dönemde önceki dönemde kazanılan cinsiyet rolleri gibi özellikler özümsenir. Cİnsel ilgi gizlenir ve bastırılır, tüm ilgi okula, derslere ve oyunlara yönlendirilir. Bu dönemde bastırma ve yüceltme savunma mekanizmaları kullanılır. Bastırma savunma mekanizması hoşa gitmeyen davranışların bilinçdışına itilmesi olarak tanımlanırken, yüceltme savunma mekanizması ise toplum tarafından kabul görmeyen isteklerin toplum tarafından kabul görecek davranışlar şeklinde yeniden ortaya çıkmasıdır. Çocuk bir yandan bastırma savunma mekanizmasıyla cinsel ilgi ve dürtüleri yokmuş gibi davranacak ve hissedecek bir yandan ise bu bastırdığı cinsel ilgi ve dürtüleri yüceltme savunma mekanizmasıyla enerjisini başkalarına, ders çalışmaya ve diğer etkinliklere yönlendirecektir. 

    Genital Dönem (12-18 Yaş)

    Aile dışından kişilerle cinsel olarak ilişkiler kurulur. Cinsel fonksiyonlar yerine getirilebilecek olgunluğa ulaşılır. Psikoseksüel kuram içerisinde yer alan son dönemdir.

    Psikanalitik kuram konusu burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Gilligan Ahlak Gelişimi Kuramı için tıklayın.

  • Gilligan Ahlak Gelişimi Kuramı – 3 Evre

    Gilligan Ahlak Gelişimi

    Gilligan Kohlberg’i eleştirmiş ve ona karşı çıkmıştır. Ancak Kohlberg’in araştırmalarında üzerinde durduğu ikilemli soruları da araştırmalarında kullanmıştır. Gilligan farkı gruplarla, etnik sınıflarla ve yaşlarla beraber araştırma yapmış, ahlak gelişimi kuramında temel 3 evreden bahsetmiştir. Bu evrelerin içinde ayrıca iki geçiş bulunmaktadır. Bu evreler:

    Gilligan Ahlak Gelişimi Kuramı Evreleri

    1. Bireyin Yaşamını Sürdürmesine Yönelik Uyum Evresi

    Bu evrede bireyin temel problemi hayatını sürdürebilmesidir. Bu nedenle bireyin ahlaki değerlendirmeleri bireyin ihtiyaçlarından oluşur. 

    Birinci Geçiş – Bencillikten Sorumluluğa Geçiş

    Bu geçiş evresinde bireyin ihtiyaçları ve başkalarına karşı olan sorumlulukları çatışma halindedir. Bireyin bu iki durum arasında çatışma yaşaması onun geçiş evresinde olduğunun göstergesidir. Birey eğer ihtiyaçlarından yana davranırsa hala birinci evrede, sorumluluktan yana davranırsa ikinci evrede bulunmaktadır.

    2. Fedakarlık Evresi

    Bu evrede ahlaki yargıların temel kaynağı sosyal normlardır. Birey başkalarına karşı sorumluluk duygusu edinir, onlar için kaygılanmaya başlar. Bu evrede başkalarının görüşlerine önem verilir. Bu önem bireyin başkalarına karşı fedakarca davranmasına neden olur. Birey başkalarına fedakarca iyilikler yapar. 

    İkinci Geçiş – İyilikten Doğruluğa Geçiş

    Bu geçiş evresinde ise artık başkalarının değerlendirmeleri ile davranışın niyeti arasında geçiş vardır. Birey davranışın altındaki niyeti de sorgular. Asıl önemli olan iyi olanı yapmak değil, doğru olanı yapmaktır. Örneğin sokak çocuklarına yardım etmek iyidir ancak onları sokağa mahkum edeceğinden iyi birşey değildir. 

    3. Pasif Direniş Evresi

    Bu evre bireyin hem kendisine hem de başkalarına karşı sorumluluk anlayışını kazandığı evredir. Gilligan Ahlak Gelişimi kuramının son evresidir.

    Ayrıca

    Gilligan ahlaki gelişim kuramının en çok üzerinde durduğu nokta kadınların ve erkeklerin ahlaki açıdan farklı perspektiflere ve dünya görüşlerine sahip olduklardır. Erkekler hak, hukuk ve kurallar üzerinde dururken kadınlar ise duygusallık şefkat ve merhamet gibi özelliklere daha yoğun olarak sahiptir. Kadınlar koruyucu ve sorumluluk perspektifinden hareketle ahlaki yargılara ulaşırlar. 

    Gilligan’a göre bir insan için doğru olan diğer insanlar için doğru ve ahlaki olmayabilir. Üçüncü düzeyden sonra toplumdaki cinsiyet rolleri daha etkin olarak hissedilir. Çünkü üçüncü aşamadan sonra başkalarına iyilik etme ve yardım etme oldukça fazlalaşır. Bu nedenle kadınlar başkalarını hoşnut etme yoluna giderek bu çabayı karşılama isteğiyle ahlaki özellikleri edinirler. Gilligan Ahlak Gelişimi kuramını bu temeller üzerine kurmuştur.

    Gilligan Ahlak Gelişimi Kuramı burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Kohlberg Ahlak Gelişimi Kuramı için tıklayınız.

  • Kohlberg Ahlak Gelişimi Kuramı – 6 Evre

    Kohlberg Ahlak Gelişimi

    Kohlberg Ahlak Gelişimi Kuramını geliştirirken Piaget’nin kuramını gözden geçirmiştir. Piaget gibi kişinin bilişsel gelişiminin ahlaki gelişimini de etkileyeceğini savunmuştur. Ancak Kohlberg ahlak gelişimi kuramında bundan farklı olarak insanları ikilemde bırakacak sorular sormuş ve bunların cevapları kuramını şekillendirmiştir. Piaget’nin yaptığı gibi evreler oluşturmuştur ve bu evreleri kendi içinde hiyerarşik bir bütünlük içinde sıralamıştır. 

    Kohlberg Ahlak Gelişimi Kuramının Özellikleri

    • Ahlaki gelişim belli bir sıra izler, birey önceki evreyi tamamlamadan diğerine geçemez.
    • Evrelerin sırası değişmez ancak evrelerin gerçekleşme yaşı tüm insanlar için aynı değildir.
    • Ahlaki gelişimde üç düzey vardır. Bu üç düzey kendi içinde ikiye ayrılır ve toplamda 6 evre vardır. 
    • Evreyi tamamlama süresi her birey için farklılık gösterebilir.
    • Birey önceki evreye dönemez ancak bir üst evreye çıkabilir. 
    • Her birey genel olarak bir evrede yoğunlaşmış ve genel olarak o evrenin özelliklerini taşır.
    • Yaş ahlaki gelişim için bir ölçüt değildir. Bazı gençler kendinden yaşlı olanlardan daha üst seviyede olabilir. 
    • Bilişsel gelişim ahlaki gelişim için gereklidir. Bilişsel gelişim olmadan ahlak gelişiminin olması mümkün değildir ancak tek başına ahlak gelişimi için yeterli değildir.
    • Empati ahlak gelişimi için gereklidir ancak bilişsel gelişim gibi empati de tek başına yeterli değildir.

    Kohlberg’in Ahlaki Gelişim Evreleri

    Gelenek Öncesi Düzey

    1. Evre – İtaat ve Ceza Eğilimi
    2. Evre – Saf Çıkarcı

    Not: Ben anlayışı hakimdir.

    Geleneksel Düzey

    1. Evre – Kişilerarası Uyum Eğilimi
    2. Evre – Yasa Düzen Eğilimi

    Not: Biz anlayışı hakimdir.

    Gelenek Sonrası Düzey

    1. Evre – Sosyal Sözleşme Eğilimi
    2. Evre – Evrensel Ahlak İlkeleri

    Not: Tüm insanlık anlayışı hakimdir.

    Gelenek Öncesi Düzey

    Kohlberg Ahlak Gelişimi kuramının ilk dönemi olan bu dönemde birey, ahlaki davranışları eylemlerin sonucuna göre belirler. Ödül ve ceza oldukça önemlidir. Otoriteye itaat eğilimi vardır. Hakim olan bakış açısı benmerkezci anlayıştır.

    1.İtaat ve Ceza Evresi 

    Bireyin davranışlarını cezadan kaçmak için yaptığı evredir. Eylemin ahlaki olup olmaması eylemin sonucunda ceza olup olmamasına bağlıdır. Kural koyanların yani otoritenin iyi dediği iyi, kötü dediği kötüdür. Yani cezalandırılan kötü, ödüllendirilen ise iyidir.  Cezadan kaçma bu evrede esas olan özelliktir. Birey ceza olduğu sürece kurallara uyar, ceza ortamdan çıkarılırsa kurallara uyulmaz. Kohlberg Ahlak Gelişimi kuramında en alt düzey olan bu evrede ahlak tamamen sonuçlara bağlıdır.

    2. Saf Çıkarcı (Araçsal İlişkiler)

    Bu evrede her ne olursa olsun en önemli şey bireyin ihtiyaçlarıdır. Hedonist bakış açısının hakim olduğu bu evrede birey kendi ihtiyaçlarını tatmin etmek ister. Başkalarının ihtiyaçlarını da gözetir ancak ne kadar verirse o kadar alır. Her şeyin bir karşılığı olmalıdır. Sadakat, cömertlik, adalet gibi duygular önemli değildir, önemli olan şey alınan karşılıktır. Bireyin davranışlarının temel amacı bu karşılıktır. Örneğin eğer bisikletini sürmeme izin verirsen oyuncaklarımla oynayabilirsin gibi. 

    Geleneksel Düzey

    Bu düzeyde önceki düzeye hakim olan benmerkezci anlayış yerini “biz” bakış açısına bırakır. Grubun çıkarları ve kuralları önemlidir. Sorumluluk ve minettarlık gibi duygular gelişmeye başlar. Birey kurallara uyar ve kuralları savunur.

    3. Kişilerarası Uyum Eğilimi (İyi Çocuk Eğilimi)

    Bu evrede doğru davranışın tanımı başkalarını memnun eden, onaylanan davranışlardır. İyi davranışın ölçütü başkalarını memnun eden davranışa evrilmiştir. Toplumsal kurallara uyum başlamıştır. Bireyler kişisel çıkardan çok diğerinin çıkarı ve ortak duygu ve düşünceler önem taşır. Sadakat ve minnettarlık gibi duygular ön plandadır. Ancak bu evrede toplumun ve sistemin kuralları değil ailenin veya arkadaş çevresinin koyduğu kurallar daha önemlidir. 

    4. Yasa Düzen Eğilimi

    Bu evrede kişi kendi çevresindeki kurallardan çok, topluma ve sosyal sistemin koyduğu kurallara uyma eğilimindedir. Kurallar birey için hayati önem taşır. Çünkü kurallar toplumu ayakta tutan yegane temel taşlarıdır. Toplumun kuralları sorgulanmadan kabul edilir. Birey mevcut düzene katı bir şekilde bağlıdır. Ahlaklılık, bireyin toplum içindeki görevlerini yerine getirmesi ölçüsünde değerlendirilir. Kohlberg’e göre toplumdaki bireylerin çoğu bu evrenin ötesine geçemezler.

    Gelenek Sonrası Düzey

    Bu düzeyde birey ahlaki kuralları kendi bakış açısına göre değerlendirilir. Bu evrede ahlaki kurallarda esneklik görülmektedir. Bu düzeydeki bireyler geniş bir bakış açısına ve yüksek bir değerlendirme yetisine sahiptirler. Farklılıkların ve diğer değerlerin farkındadırlar ve tek çeşit kurala bağlı kalmaz. Bu evrede insani değerler ön plana çıkmaktadır. Kohlberg Ahlak Gelişimi kuramının son dönemi olan bu düzeyde kişi daha çok öznel bir ahlak sistemi yaratır.

    5. Sosyal Sözleşme Eğilimi

    Bu evrede birey yasaların değiştirilebileceğinin bilincindedir. Ancak yasaların ve kuralların ancak demokratik ve insancıl yöntemlerle değiştirilmesi gerektiğini düşünür. Kurallar toplumsal düzeni sürdürmek ve hakları korumak için gereklidir. Toplumdaki diğer bireyler, kuralların değişmesini insanların yararına olacak şekilde düzenlediklerinde ahlaki ölçütler değiştirilebilir. 

    6. Evrensel Ahlak İlkeleri

    Bu evrede vicdan ön plana çıkar. Birey vicdanının adil olmadığını düşündüğü bir yasaya uymayabilir. Yasayı adil bulmaması yasaya uymaması için yeterli bir sebeptir. Bireyler başkalarının etkisi veya otoritenin baskısı ile değil, gerçekten ahlaki davranmak için ve suçluluk duygusundan kaçınmak için kurallara uyar. Adalet, eşitlik gibi soyut ilkeler bu evrede oldukça baskındır. Bu evredeki bireylerin sahip olduğu ahlaki değerler çoğunlukla toplumda var olan değerler ile çatışma halindedir. Kohlberg Ahlak Gelişimi kuramının en üst seviyesidir.

    Kohlberg Ahlak Gelişimi Kuramı burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Piaget Ahlak Gelişimi Kuramı için tıklayın.

  • Piaget Ahlak Gelişimi Kuramı – 2 Dönem

    Piaget Ahlak Gelişimi

    Piaget ahlak gelişimi kuramını çocuklar üzerinde yaptığı gözlemler doğrultusunda oluşturmuştur. Çocukların neyin doğru ve neyin yanlış olduğuna ilişkin inançları oyun oynarken ortaya çıkmaktadır. Bunları gözlemleyen Piaget ahlak gelişiminin bilişsel gelişimle paralel giden bir süreç olduğunu ortaya koymuştur.

    Ahlak Öncesi Dönem (0-5 Yaş)

    Piaget’ye göre 2 yaş ve altındaki çocukların ahlak kuralları yoktur. 2 ve 5 yaş aralığında ise kuralların farkındadır ancak bu kuralların sebeplerini amaçlarını bilmezler. Yani kuralları sadece taklit ederler.Çocuk bu dönemde benmerkezciliğin etkisi altındadır ve bu dönem işlem öncesi döneme denk gelmektedir. 

    Bağımlı Ahlak Dönemi (Ahlaksal Gerçeklik – Heteronomi) (5-10 Yaş)

    Beş yaşından sonra çocuklar kurallara ilgi duyarlar ve bu kurallara uymaya gayret ederler. Ancak bu uyma kendi kurallarını yaratma şeklinde değil, başkalarına uyma ve dışa bağımlı olma şeklindedir. Yani çocuk, otoriteye kayıtsız şartsız uyar ve kendisi için konulan kuralları olduğu gibi benimser. 

    Ahlaksal Değişmezlik kavramı Piaget’nin bu dönemdeki çocukların konuların kuralların değiştirilemez ve sorgulanamaz olmasına inancını tanımladığı kavramıdır. Kurallar değiştirilemez ve sorgulanamazdır. Çocuklar kuralların otoriteden yani anne ve babadan gelen yaptırımlar olarak algılarlar.

    Çocuklar kurallara uymamanın cezasının yaptırım olduğunu ve herkesin kurallara uyulmadığında cezalandırılması gerektiğini düşünürler. Çocuk annesinin sözünü dinlemediğinde kaza geçirir ve yere düşerse, bunu annesini dinlemediği için verilen bir ceza olduğunu düşünür. Bu nedenle ceza tesadüf şeklinde de olabilir.

    Bu evrede olan çocuklar kuralları izlerken sorunlar yaşamakta ancak kuralları kabul etmektedirler. Yakalanmadan kuralları çiğnemeye çalışırlar ancak başkası kuralları çiğnediğinde ise çok sert tepki verirler. Çocuklar eylemi yapanın niyetlerine bakmazlar, eylemin sonucuna bakarlar.

    Bağımsız Ahlak Dönemi (Özerk – Otonomi) (10 ve Sonrası)

    Çocuk 10 yaşlarında artık kuralların sorgulanıp değiştirilebileceğini anlar. Bir önceki dönem olan bağımlı ahlak döneminde kuralların sorgulanamaz olduğunu düşünen çocuk, bu dönemde kuralları sorgulamaya başlar. Bu sorgulama evresinden sonra çocuk kendi kurallarını koymaya başlar. kendi koyduğu kurallara uyar ve sosyalleşme ve yaptığı diğer etkinlikler zaman içinde kuralları değiştirmesine neden olur. 

    Artık birey davranışların sonuçlarına değil, altında yatan niyete bakmaya başlar. Ceza verilmeden önce eylemin altında yatan niyete bakılmalıdır. Ceza sırf cezalandırmak için yapılmamalı aynı zamanda öğretici bir nitelik taşımalıdır. Öğretici nitelikte olmasa bile zararı giderici nitelikte olmalıdır.  Piaget Ahlak Gelişimi kuramında ikinci ve son dönem olan bu dönemle beraber kişi öznel bir ahlak sistemi edinir.

    Piaget Ahlak Gelişimi Kuramı burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Ahlak Gelişimi Yaklaşımları konusu için tıklayın.

  • Ahlak Gelişimi Yaklaşımları

    Ahlak Gelişimi

    Ahlak gelişimi yaklaşımları 4 ana başlık altında incelenebilir. Bunlar Psikoanalitik yaklaşım, Davranışçı yaklaşım, Sosyal Öğrenme yaklaşımı ve Bilişsel yaklaşımdır. 

    Ancak bu yaklaşımlara geçmeden önce bilinmesi gereken üç ana kavram vardır. Bunlar;

    Günah Öğretisi

    St Augustine gibi bazı teologların savunduğu bu görüşe göre çocuklar doğuştan günahkar varlıklardır ve ebeveynler çocuklarına kutsal değerler sunarak çocukları bu günahlardan arındırmalıdır. Hıristiyanlıktaki vaftiz bunun bir örneğidir. 

    Doğuştan Masumiyet Öğretisi

    J. J. Rousseau’nun temsil ettiği bu öğreti çocukların doğuştan masum olduklarını savunur. Çocuklar kötü ve ahlak dışı davranışlarını yetişkinlerden öğrenirler. Bu nedenle yetişkinler çocuklara müdahale etmemeli ve ahlak dışı davranışlarını empoze etmemelidirler.  

    Boş Levha Öğretisi (Tabula Rasa)

    John Locke’un temsil ettiği bu öğretiye göre çocuklar ne masumdur ne de günahkar. Çocuklar dünyaya nötr olarak gelir. Daha sonraki eğitimler çocuğun yaşamını belirler.

    Ahlak Gelişimi Yaklaşımları

    Psikoanalitik Yaklaşım

    Freud’a göre ahlak gelişimi süperego’nun gelişimi ile gerçekleşir. Fallik dönemin sonuna doğru gelişen süperego özdeşim ve içleştirme savunma mekanizmalarıyla birlikte oluşur. Özdeşim savunma mekanizmasıyla çocuk, aynı cins ebeveynin yaptıklarını yaparak onu taklit eder. İçleştirme savunma mekanizması ile ise ebeveynin istediği davranışları yaparken istemediklerini yapmaz. Yani ceza verilen davranışları yapmaz ancak ödüllendirilen davranışları yapar. Suçluluk duygusunun temeli içleştirme savunma mekanizması iken, gurur duygusunun temeli özdeşim savunma mekanizmasıdır. 

    Süperegonun bazı temel görevleri vardır. Bunlar id’den gelen içgüdüsel dürtüleri bastımak, egoyu gerçekçi davranışlar yerine ahlaki davranışlara yönlendirmek ve kusursuz olmaya çalışmaktır.

    Davranışçı Yaklaşım

    Davranışçı yaklaşım John Locke’un tabula rasa görüşünü paylaşır. Bu boş levhanın nasıl şekilleneceği bireyin sahip olacağı ahlak anlayışını da önemli ölçüde etkiler. Çevre ve pekiştireçler ahlaki davranışların öğrenilmesinde oldukça önemli bir yer taşır. Ebeveynlerin iyi davranışı ödüllendirip kötü davranışı cezalandırması çocuğun ahlaki davranış anlayışını şekillendirmektedir. Bu nedenle davranışçı yaklaşım ahlak gelişiminde asıl önemli olanın içsel süreçler değil, çevre olduğunu savunur.

    Sosyal Öğrenme Yaklaşımı

    Sosyal öğrenmenin temsilcisi olan Bandura’ya göre ahlaki davranışlar model alma yoluyla şekillenir. Yani davranışçı kuramın asıl önemli öge çevredir görüşüyle paralel bir yaklaşım içerisindedir. Çocuk ailesinde ve çevresinde gördüğü davranışları model alma yoluyla öğrenir. Dolaylı ceza, dolaylı pekiştirme gibi çocuğun sürece dahil olmadığı ancak bunları öğrendiği ahlaki değerler dolaylı olarak da edinilebilir. 

    Bilişsel Yaklaşım

    Bilişsel yaklaşıma göre ahlak, zihinsel süreçlerin gelişiminin sonucunda oluşur. Bireyin akıl yürütme biçimi, zihinsel gelişim düzeyi gibi değişkenler ahlaki gelişim üzerinde oldukça etkilidir. Piaget’nin bilişsel gelişim dönemlerinde gördüğümüz üzere farklı bilişsel gelişim düzeyleri vardır. Ve her gelişim düzeyi farklı ahlaki gelişim özelliklerine sahiptir.  Ahlak gelişiminin zihinsel süreçlerle paralel olarak ilerlediğini savunan üç kuramcı vardır. Bunlar Piaget, Kohlberg ve Gilligan’dır. Bu kuramcıların kuramlarını yazımızın devamında bulabilirsiniz. 

    Ahlak gelişimi yaklaşımları konusu burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Dil Gelişimi Dönemleri konusu için tıklayın.

  • Dil Gelişimi Dönemleri

    Dil Gelişimi Dönemleri

    Dil gelişimi dönemleri toplam olarak 6 dönemden oluşur. Ağlama, babıldama, cıvıldama, tek sözcük evresi, telegrafik konuşma ve ilk gramer evreleri dil gelişimi dönemleri arasında gösterilebilir.

    Ağlama (0-2 Ay)

    Bebekler sağlıklı doğumun ardından ağlamaya başlarlar. Ağlama tek çıkarabildikleri sestir. Ancak bebekler işitme için gerekli donanımlara sahiptirler. Bebekler işittikleri sesleri tanır ve ayırt edebilir. Dil Gelişimi Dönemleri arasında ilk dönemdir.

    Babıldama (2-6 Ay)

    Bu dönemin diğer adı Agulama dönemidir. Bebeklerin doğumdan sonraki ikinci ay ile altıncı ay arasında çıkarlıkları anlamsız sesler vardır. Bunlar “aaaa”, “eee” gibi ünlülerlden oluşan anlamsız seslerdir. Bebekler daha birçok anlamsız ses çıkartabilirler. Bu dönemde sağır bebekler de bu sesleri çıkartabilirler. Bu nedenle bu dönemin doğuştan geldiği bilinmektedir. 

    Cıvıldama (6-12 Ay)

    Bu dönem dil öncesi dönemin son evresidir. Yani bu dönemden sonra çocuklar yavaş yavaş konuşmayı öğrenirler. Ancak bu dönemde bebekler önceden öğrendikleri sesli harf çıkarmayı biraz daha geliştirirler. Sesleri çıkarırken dudaklarını ve dişlerini de kullanmaya başlarlar. Bebekler çevreden duydukları sesleri de çıkarmaya çalışırlar. 

    Tek Sözcük Evresi (12-18 Ay)

    Çocuklar bu dönemin başlarında ilk anlamlı sözcüklerini söylemeye başlarlar. On beş aylık oldukları zaman kelime kapasiteleri 10-12 sözcük civarındadır. Öğrenme kapasitesi giderek artar. Çocuklar bu sınırlı kapasitede olan kelimelerle birden çok şey anlatmaya çalışırlar. Örneğin mama kelimesini yemek yemek için, su içmek için cümlelerinin yerine kullanır. Çocuklar ilk defa kullanılan dili konuşmaya başlarlar. Bu nedenle bu dönem kritik bir dönemdir. Dil gelişimi için birçok önemli özellik bu dönemde edinilir.

    Telegrafik Konuşma (18-24 Ay)

    Çocuklar iki yaşından itibaren cümle kurmaya başlarlar. Bu cümleler genel olarak özne, nesne ve yüklemden oluşan basit yapılı cümlelerdir. Bu cümlelerde ek kullanılmaz. Örneğin “baba bana oyuncak al” cümlesi yerine “baba oyuncak” denir. Çocuklar isteklerini iki veya üç kelimeyle kurdukları cümlelerle anlatırlar.

    İlk Gramer Evresi (24-60 Ay)

    24. aydan itibaren çocukların dili öğrenme hızları giderek artmaya devam eder. Özellikle 30. aydan itibaren oldukça hızlanır ve bu dönem kritik bir dönem halini alır. Çocuklar artık karmaşık cümleler kurabilir, kelimelere ekler yükleyebilirler. Cümlelere zaman anlamı katabilir, soru cümleleri oluşturabilirler. Zaman zaman hatalar yapsalar da genel olarak kurdukları cümleler anlatmak istediklerini ifade etmek için oldukça yeterli düzeydedir. Örneğin önceki düzeyde “baba oyuncak” diyen çocuk bu dönemde “baba bana oyuncak al lütfen” diyebilir.

    Dil Gelişimi Dönemleri konusu burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Dil Gelişimi Kavramları için tıklayın.

  • Dil Gelişimi Kavramları

    Dil Gelişimi Kavramları

    Dil, diğerleriyle iletişim kurmamızı sağlayan, sosyalleşmemizi, ihtiyaçlarımızı karşılamamızı, isteklerimizi ifade etmemizi ve daha pek çok şeyi yapmamıza olanak veren yegane organımız ve becerimizdir. Dil gelişimi içinde bazı kavramlar vardır. Bu kavramlar dil gelişimi kavramları olarak adlandırılır.

    Fonem

    Dil kavramının en küçük birimini ifade eder. Bu birim ses birimidir. Birbirlerinin yerine anlam değişimi olmadan geçebilen ses, seslilik veya ses birimidir. Örneğin türkçede her bir harfe karşı bir fonem vardır. A, b, c gibi.

    Morfem (Sıra)

    Dildeki en küçük yapı birimidir. Hece bir morfemdir. Tek tek fonem olan “d”, “a” ve “l” fonemleri bir araya gelerek “dal” morfemini oluşturur.

    Semantik (Anlam)

    Semantik anlam birimidir. Kelimelerin sahip olduğu anlamları inceler. Bir kişinin kelimeleri anlamlarına göre düzgün olarak kullanıyorsa, semantik kurallarına uygun olarak davranıyor demektir.

    Sentaks (Söz Dizimi)

    Sentaks gramer dizimi bilgisiyle ilgilidir. Kişinin konuşurken gramer yapısına uygun davranması onun sentaks kurallarına uygun davrandığını gösterir. 

    Morgem (Tek Sözcük)

    Tek sözcük evresi olarak bilinen bu evre çocuğun, tek bir kelime kullanarak bir şeyler anlatmasını içerir. Çocuk kendisi ses dizeleri oluşturur ve tek bir kelimeyle istediklerini söyler veya kendini ifade eder. Örneğin mama diyen bir çocuk karnının acıktığını anlatmaya çalışır.

    Kavram Gelişimi

    Dışarıdan alınan bir bilginin zihinde imgelere dönüştürmektir. Kelimelerin sembolik karşılıklarının olması ve benzer uyarıcılara dilsel karşılıklar vermektir.

    Alıcı Dil 

    Çocuğun çevredeki dili anlama, alma becerisidir.  Çocuklar dil aracılığıyla dinlerken birçok şey öğrenir ve bunları zihinlerine kaydederler. 

    İfade Edici Dil

    Çocuğun kendini ifade etme becerisidir. Çocuk dil aracılığıyla kendini ifade etmeye çalışır.

    Aşırı Kurallaştırma

    Çocuğun dil ile ilgili öğrendiği bir kuralı her şeye uyarlamasıdır. Bu kural diğer kelimelerde yanlış kullanıma sebep olabilir. Örneğin meslekler için cı, ci ekini öğrenen, “simitçi”yi öğrenen bir çocuğun berber için de “berberci” demesi.

    Batırma

    Yalnızca öğrenilen dilin kullanılması, bunun dışındaki dillerin kullanılmaması.

    Daraltma

    Öğrenilen bir kavramın sadece özel durumlar için kullanılması. Örneğin “kalem” kelimesini öğrenen bir çocuğun sadece kendi kalemi için kalem kelimesini kullanması.

    Genişletme

    Öğrenilen bir kavramın genelleştirilerek tüm durumlar için kullanılmasıdır. Örneğin “doktor” mesleğini öğrenen bir çocuğun diğer tüm meslekler için de doktor demesi.

    Eklektik Dil

    Diyalog kurulurken orta yolu bulmak için kullanıllan dil yapısıdır. Örneğin yemek yiyelim ve dolaşalım diyen iki arkadaşına çocuğun önce yemek yiyelim sonra gezeriz demesi.

    Tekrarlama

    Çocuğun çevresinden öğrendiği kelimeleri oyun haline getirerek sürekli olarak tekrarlamasıdır. Tekrarlama bir taklittir ve çocuk bu durumdan oldukça haz duyar. 

    Sözel Senktrizm

    Birbiriyle bağdaştırmanın neredeyse imkansız olduğu iki kavramın birbiriyle bağdaştırılmasıdır. Örneğin güneşin neden sıcak olduğu sorulunca sarı olduğu için demesi.

    Monolog

    Çocuğun tek başınayken yanında biri varmış gibi sesli olarak konuşmasıdır. Dinlenip dinlenilmemesi önemli değildir. Bu nedenle yanında başka biri varken de bunu yapmaya devam eder. 

    Toplu Monolog

    Çocukların bir aradayken toplu olarak monolog yapmasıdır. Birbirlerini dinler gibi görünürler ancak aslında birbirlerini dinlemez, monolog yapmaya toplu olarak devam ederler. Çocukların bu toplu ancak aynı zamanda bireysel konuşmaları bilişsel gelişim ve dil gelişimi için oldukça önemlidir.

    İçsel Konuşma

    Çocuğun düşüncelerini sessizce konuşarak düşünmesidir. Zamanla içsel konuşma sessizleşir ve kişi bunu dışarı yansıtmaz. Dil gelişimi için önemlidir.

    Yansıtıcı Konuşma

    Çocuğun kendini açması ve düşüncelerini yansıtması için kullanılan bir yöntemdir. Çocuklar bunu sosyalleşmek için kullanırlar. Önce duygularını ve düşüncelerini yansıtır ve sosyalleşirler. Daha sonra ise içsel konuşma ile birlikte bu iç ses sessizleşir. Dil gelişimi kavramları arasında konuşmayı ifade eden kavramdır.

    Dil Gelişimi Kavramları burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Vygotsky’nin Bilişsel Gelişim Kuramı için tıklayın.

  • Vygotsky’nin Bilişsel Gelişim Kuramı

    Vygotsky’nin Bilişsel Gelişim Kuramı

    Vygotsky öğrenme ve bilişsel gelişim için sosyo-kültürel değişkenleri de ele almıştır. Bu, gelişim psikolojisine en büyük katkısı olmuştur. Öğrenmelerin yakınsak gelişim alanında etkileşimle gerçekleştiğini söyler. Yakınsak gelişim alanıyla kastedilen ise çocuğun kendi başına değil, diğerlerinin yardımıyla yapabileceği etkinliklerin toplamıdır. Vygotsky’nin Bilişsel Gelişim Kuramı için gerekli kavramlar aşağıda verilmiştir.

    Yakınsak Gelişim Alanı

    Genel olarak yakınsak gelişim alanı  çocuğun kendi başına değil, diğerlerinin yardımıyla yapabileceği etkinlikleri tanımlar. Yani çocuğun kendi başına yapabildikleri ile sadece yetişkinlerle beraber yapabildiklerinin farkıdır. Arada kalan bu etkinlikler bireyin yakınsak gelişim alanını içerir. Ancak bu kavram farklı tanımları ve varsayımları içeren kompleks bir kavramdır.

    Vygotsky’nin ortaya attığı bu kavram 3 temel varsayımdan oluşur. Bunlar;

    Genellik Varsayımı

    Birey tek başına belli sayıda görevi başarabilirken başkalarının işbirliği ile daha fazla sayıda görevi başarabilir.

    Yardım Etme Varsayımı

    Bu varsayım ise yetişkin veya çocuktan daha yetenekli akranın çocuğa olan yardım etme biçimini ifade eder. Çocuk işbirliği ve yardım yoluyla çok daha zor ve karmaşık görevleri başarabilir.

    Potansiyellik Varsayımı

    Bu kavram, çocuğun öğrenmeye olan potansiyelini, kişilik özelliklerini ve hazırbulunuşluğunu vurgular. Her çocuğun potansiyelini ve sınırlarını ifade eden belli çizgiler vardır ve çocuk, bu çizgilerin dışına çıkamaz.

    İçsel Konuşma 

    İçsel konuşma çocukların iç dünyalarında yaptığı konuşmalardır. Özellikle zor bir görevle karşı karşıya kalan çocuklar sık sık kendileriyle konuşur. Ancak bu dışa vurulan ses büyüyünce sessizleşir.

    Özel Konuşma

    Bireyin yanında biri olsa da sesli bir şekilde düşünmesi, konuşmasıdır. 2-3 yaşlarından 7 yaşına kadar sürer. 7 yaşından sonra ise devreye içsel konuşma girer. 

    Vygotsky’nin Bilişsel Gelişim Kuramı Özellikleri

    Çocuklar öğrenmeye çevrelerinden başlarlar Bu nedenle öğrendikleri dil, kavramlar, beceriler vs. kaynağı çevreleridir. Çevre öğrenmeyi ve zihinsel gelişimi belirler. Bu nedenle zihinsel gelişim içsel süreçlerin etkisiyle değil, dışsal yani çevresel süreçlerin etkisiyle meydana gelir.

    Bilişsel gelişim başkalarının yoğun etkisi olan bir seviyeden bireyin kendi etkisinin daha da arttığı yöne doğru bir ilerleme gösterir. Öğretmenlerin ve ebeveynlerin yapmaları gereken şey çocuğa yaptıkları dışsal denetimi zamanla azaltıp çocuğun içsel denetimini arttırmaya teşvik eden davranışlarda bulunmaktır. Çocukların zamanla bağımsız hale gelmeleri sağlanmalıdır. 

    Vygotsky’e göre tüm süreçler insanlar arasındaki etkileşimlerle başlar. Dil bu süreçlerin temel taşıdır. Kişi kendini ve sosyal çevresini dil ile düzenler. Kültür ve dil bizim tüm süreçlerimizi etkileyen önemli yapı taşlarıdır. 

    Vygotsky’nin Bilişsel Gelişim Kuramı konusu burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Bruner’in Bilişsel Gelişim Kuramı için tıklayın.

  • Bruner’in Bilişsel Gelişim Kuramı

    Bruner’in Bilişsel Gelişim Kuramı

    Bruner bilişsel gelişim kuramında gelişimin tüm yaşam boyunca devam ettiğini, Piaget’nin aksine ergenlikten sonra da devam ettiğini söylemiştir. Doğumdan ölüme dek süren bilişsel gelişim üç aşamadan oluşur. Bu aşamalar eylemsel, imgesel ve sembolik olmak üzere üç ana aşamadır. Gelişim bir sıra içerisinde aşamalı olarak meydana gelir. Örneğin çocuk konuşmak ve düşünmek için dili öğrenmeden dünyayı adlandıramaz. Diğer yetilerin de bazı özelliklere sahip olmak için gelişmesi gerekir. Bilişsel gelişim sürecinin en etkili ve en belirleyici öğesi dildir. Birey dili öğrenip diğerleriyle iletişim kurar, öğrenir, öğretir sorunlarını çözer vb. 

    Bruner’in Bilişsel Gelişim İlkeleri

    • Bilişsel gelişim, aynı zamanda birçok seçenek ve sorunla baş etme becerisindeki artış olarak gözlemlenir.
    • Bilişsel gelişim Piaget’nin savunduğu gibi çevreyle açıklanamaz. Bilişsel gelişim bilgiyi işleme ve depolama özelliklerinin gelişimine bağlı olan, içsel süreçlerle açıklanan bir süreçtir.
    • Bilişsel gelişim bireyin kendisine ve başkalarına neler yaptığını veya neler yapabileceğini açıklama yetisine sahip olmasıdır. Bu yeti zamanla artan bir kapasiteye sahiptir.
    • Bilişsel gelişim, uyarıcılara verilen tepkilerin otomatikten giderek bağımsızlaşması ile de açıklanır. 
    • Öğrenciyi harekete geçiren güdüler; merak, başarı ve birlikte çalışmaktır. 
    • Öğretmen öğrencinin merak duygusunu arttırmalıdır.
    • Birey aktiftir, öğrenmenin sağlanması için bireyin keşfetmesi gerekir. 
    • Dil en önemli anahtardır. 

    Bilişsel Gelişim Dönemleri

    1. Eylemsel Dönem (0-3 Yaş)

    Bilişsel gelişimin ilk aşamasıdır. Bruner çocukta henüz dil gelişmediği için çocuk, çevresini eylemlerle anlamaya çalışır demiştir. Çocuk bu dönemde nesnelerle doğrudan ilişki kurar. Kaşığı yere vurarak ses çıkardığını, bisiklete binerek gittiğini öğrenir. Çocuk yaparak, deneyerek ve keşfederek öğrenir. Bireyin zihinsel gelişimi bu dönemde eylemler aracılığıyla olur. Sözel yönergeler ve imgesel semboller bu dönemde çocuk için anlamsızdır. Çocuğunu yemek yemeyi öğreten bir yetişkin bunu söz veya imgeler aracılığıyla yapamaz. Doğrudan çocuğuna bunları öğretmesi gerekir.  Piaget’nin duyusal motor dönemine karşılık olarak gösterilebilir.

    2. İmgesel Dönem (3-6 Yaş)

    Bilişsel gelişimin ikinci aşamasıdır. Bu dönemde bilgi birinci dönemin aksine eylemlle değil, imgelerle taşınır. Görsel bellek gelişir ve çocuk bilgileri zihninde imgesel semboller olarak taşıyabilir. Çocuğun edindiği bu bilgiler dile değil algısal etkilere dayanır. Çocuklar dünyayı algıladıkları şekilde ele alırlar. Bu nedenle algılarının etkisindedirler. Bu dönemde çocuklar bir ağacın resmini görmeden de çizebilirler. Piaget’nin işlem öncesi dönemine karşılık olarak gösterilebilir.

    3. Sembolik Dönem (6-18 Yaş)

    Bilişsel gelişimin sonuncu aşamasıdır. Çocuk artık sembolleri etkili bir şekilde kullanabilecek düzeye gelmiştir. Kelimeleri, mantıksal, müziksel, matematiksel vb. sembolleri ve anlamlarını kavramış, zihninde depolamıştır. Sembollerle az şeyle çok şey ifade edilebilir. Bu dönemde daha önceki dönemlerde olduğu gibi eylemler ve imgelerle açıklanamayacak olay, durum ve nesneler açıklanabilecek seviyeye gelinir. Kısa cümlelerle anlam olarak zengin cümleler oluşturulabilir. Piaget’nin somut işlemler ve soyut işlemler dönemlerine karşılık olarak gösterilebilir.

    Bruner Bilişsel Gelişim Kuramı burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Piaget’nin Soyut İşlemler Dönemi için tıklayın.

  • Soyut İşlemler Dönemi

    Soyut İşlemler Dönemi

    Soyut işlemler Dönemi Piaget’nin bilişsel gelişim kuramının son evresidir. Yani bu dönemden sonra bilişsel gelişim tamamlanır. Bu dönem 12-18 yaşları arasını kapsar. Soyut işlemden kast edilen ise somut olmayan, elle tutulamayacak şekilde yapılan işlemlerdir. Somut işlemler döneminde çocuk sadece var olan durum ve olaylarla uğraşırken soyut işlemler döneminde ergen, geçmiş ve gelecekle ilgili, somut olarak var olmayan işlemleri de yapabilecek seviyeye ulaşır. 

    Soyut İşlemler Döneminin Özellikleri

    • Soyut Bilimsel Düşünme
    • Tümevarımsal-Tümdengelimsel Düşünme
    • Olasılıklı (Hipotetik) Düşünme
    • Kombinasyonlu/Birleştirici Düşünme
    • Göreceli Düşünme
    • Analoji
    • Metabilişsel Düşünme
    • Ergen Benmerkezciliği

    Soyut-Bilimsel Düşünme

    Fiziksel nesneler yerine sözcükleri kullanarak kıyaslama, grup oluşturma, düzenleme yapma gibi üst düzey becerileri yaparak problem çözme becerisi edinmektir. Birey kendi bakış açısını kullanabildiği gibi başkalarının bakış açısını da kullanabilir. Bu bakımdan oldukça esnek ve işlevsel bir düşünme becerisidir. 

    Tümevarımsal Düşünme

    Özel olaylar arasında bağlantı kurarak genele ulaşma becerisidir. Örneğin bir Fransız sinemasından bir filmi beğenen bir kişinin Fransız sineması güzeldir demesi.

    Tümdengelimsel Düşünme

    Genel olarak var olandan özel olanlar arasında bağlantı kurmaktır. Örneğin tüm fransız filmlerinin güzel olduğunu düşünen birisinin bir fransız filmi gördüğünde bu da güzeldir demesi.

    Hipotetik Düşünme 

    Olasılıklı düşünme de den,len hipotetik düşünme, kişinin denenceleri somut olarak denemeden önce bu denemeleri aklından varsayımsal olarak yapması, zihninde gerçekten yapıyormuş gibi denemeler yapmasıdır. Kişinin aklına birden fazla deneme gelir. Bunları zihninde dener, tek birini seçer veya bunları birleştirerek yeni bir deneme oluşturup uygulamaya geçer. Eğer bunları birleştirip tek bir çözüme ulaşırsa buna kombinasyonlu düşünme denir. 

    Göreceli Düşünme 

    Kişinin kendi bakış açısından değil de bir başkasının bakış açısından bakabilme becerisidir. Kişi zamana, kişiye veya yere göre düşünebilir. Bir problem durumunda çözüm için kullanılabilir.

    Metabilişsel Düşünme

    Bireyin kendi düşüncelerinin farkında olması, düşünmeyi düşünebilmesidir. Birey öğrenme ve düşünme süreçlerinin farkındadır. Bu beceri bireyin daha hızlı öğrenmesini ve kendi öğrenmelerini düzenlemesini sağladığı için öz düzenleme becerisine sahip olmasını sağlar.Soyut işlemler dönemi gelişim evresinde bulunan çocuklar metabilişsel düşünmeyi kazanırlar.

    Analoji

    Bireyin bilinmeyen yani soyut olan bir kavramı veya durumu bilinen yani somut olan durumlardan yola çıkarak açıklamasıdır. Örneğin dünyanın şeklini anlatmaya çalışan bir öğretmen dünyayı portakala benzetebilir. 

    Ergen Benmerkezciliği

    Ergen bu dönemde sürekli olarak başkalarının kendini izlediğini ve kendisinin sürekli başrolde olduğunu düşünür. Bu benmerkezcilik çocukluktaki benmezcilikten farklıdır çünkü ergen başkaları ne der? sorusunu kendine sormaktadır. Çocuklarda ise bu yoktur.

    Hayali Seyirciler ve Kişisel Efsaneler

    Hayali seyirciler ergenin herkesin sürekli olarak kendini izlediğini düşünmesidir. Böylelikle ergen çevresindekileri kendine hayali seyirci olarak seçmiştir. 

    Kişisel efsaneler ise ergenin yaşadığı olayların sadece kendi başına geldiğini düşünmesi ve efsaneler yaratmasıdır.

    Omnipotent Düşünme

    Ergenin benim gücüm her şeye yeter, her şeyi yapabilirim düşüncesidir. Bana bir şey olmaz düşüncesi de buna dahildir. Bu düşünce biçimi ergenin birçok tehlikeli davranış göstermesine neden olmaktadır. 

    Soyut İşlemler Dönemi konusu burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Somut İşlemler Dönemi için tıklayın.

  • Somut İşlemler Dönemi

    Somut İşlemler Dönemi

    Somut işlemler dönemi için gerekli olan işlemleri yapma becerisi için gerekli olan özellikleri işlem öncesi dönemde edinen çocuk, 7-12 yaşları arasında işlem yapabilecek düzeye gelir. İsminden de anlaşılacağı üzere sadece somut olan, dokunup görebildiği şeyler üzerinden işlem yapabilen çocuğun soyut düşünme becerisi henüz gelişmemiştir. 

    Somut İşlemler Döneminin Özellikleri;

    • Somut Mantıklı Düşünebilme
    • Odaktan Uzaklaşma
    • Korunumu kazanma
    • Ayniyet / Özdeşlik
    • Ödünleme / Telafi
    • Birden Fazla Özelliğe Göre Sıralama ve Sınıflama Yapabilme
    • Dolaylı Gerçeği Kavrayabilme
    • Dönüşümsel Düşünme
    • Geçişlilik
    • Tersine Çevrilebilirlik

    Somut Mantıklı Düşünebilme

    Çocuklar bu dönemde somut olan nesne yaşantılar üzerinden mantık kurabilir. Bu döneme somut işlemler dönemi denmesinin sebebi de budur. Düşünebildikleri mantık kuralları 2. ve 3. sınıf düzeyde mantık kurallarıdır. Bu nedenle sadece somut durumlar ve nesneler üzerinde yapılabilmektedir. 

    Odaktan Uzaklaşma

    İşlem öncesi dönemde bulunan çocuklar dikkatlerini sadece bir işleme ve boyuta yönlendirirken, somut işlemler dönemindeki çocuklar birden fazla boyuta ve duruma dikkatlerini verebilirler. Bir durumu ele alırken diğer boyutların ve durumların da ele alınmasının gerekliliğinin farkına varırlar. 

    Yanlış Bağdaştırma

    Çocukların işlem öncesi dönemde aralarında bir ilişki olmayan iki değişken arasında bağlantı kurmasıdır. Örneğin kışın neden soğuk denildiğinde beyaz olduğu için cevabı alınabilir. Somut işlemler döneminde bu durum ortadan kalkar.

    Korunumu Kazanma

    Korunumu bir maddenin geçirdiği değişimlere rağmen miktarı ve sabitliğine olan düşünce olarak bir önceki konu olan işlem öncesi dönem konusunda tanımlamıştık. Maddenin özünün değişmezliğinin bilindiğine ilişkin bu düşünce işlem öncesi dönemde kazanılır. Örneğin aynı miktardaki suyun başka kaba konullunca miktarının değişmediğinin bilinmesi. Çocuk odaktan uzaklaşma becerisini edindiği için korunumu kazanma becerisini de edinir. 

    Korunumun bazı bileşenleri vardır. Bunlar:

    1. Ayniyet

    Belli miktardaki bir maddeye birşey eklenip çıkarılmadığında miktarının değişmediğinin bilinmesidir. Yani birşey eklenip çıkarılmazsa madde aynı miktarda kalır.

    2. Telafi

    Bir boyutta meydana gelen değişimin diğer boyutlar üzerinde de etkili olup değişim yaratmasıdır. Örneğin genişlik arttıkça uzunluğun düşmesi gibi. 

    3. Dönüşebilirlik

    Görüntüsel olan değişikliğin tekrar eski haline dönebilmesinin farkında olmaktır. çünkü maddenin miktarı değil sadece görüntüsü değişmiştir. Suyun başka bir kaba konulduğunda miktarının değişmemesinin bilinmesi örnek olarak gösterilebilir. 

    4. Çoklu Sınıflama

    Çocuğun sınıflamayı farklı boyutlara göre yapabillmesidir. Nesneleri birden fazla özelliğe göre sınıflayabilir. 

    Dolaylı Gerçeği Kavrama

    Bir olayın, durumun veya davranışın sadece görünen tarafını değil aynı zamanda görünmeyen arkada kalan kısmını da tanımlayabilmek, söyleyebilmektir. Çocuk bisikletinin yeni boyasını ve eski boyasını söyleyebilmesidir.

    Dönüşümsel Düşünme

    Çocuğun yeni bir olayı anlatırken bunu geçmişle anlatması, kurgulayarak anlatabilme becerisidir. Örneğin bir günü nasıl geçtiğini anlatması istenildiğinde çocuğun, sabahtan başlayarak akşama kadar olan deneyimlerini sırasıyla anlatabilme becerisidir.

    Tersine Çevrilebilirlik

    Bir işle tersinden düşünebilme ve yapabilme becerisidir. Örneğin kütüphaneye gitme ve kütüphaneden eve dönme, çarpma yaptıktan sonra bölme yapabilme.

    Çok Yönlü Sınıflama ve Sıralama

    Nesneleri birden fazla özelliğe, boyuta, cinse vb göre sınıflayabilme ve sıralama becerisidir. 

    Nesneleri büyük küçük, sarı kırmızı gibi gruplara ayırabilirler. 

    Sıralama

    Nesneleri, objeleri, özellikler vb. boyutları hiyerarşik bir sıraya göre dizebilme becerisidir. Çocuklar kendilerine verilen 5 farklı oyuncağı büyükten küçüğe göre sıralayabilirler. 

    Geçişlilik

    A=B ve B=C işleminden A=C bulunabilir. Yani bir işlemden diğerine geçip ilk işlemle bağlantı kurularak sonuca ulaşılabilir. 

    Somut İşlemler Dönemi konusu burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan İşlem Öncesi Dönem konusu için tıklayın.

  • İşlem Öncesi Dönem

    İşlem Öncesi Dönem

    İşlem Öncesi Dönem 2 – 7 yaş aralığını kapsayan bir dönemdir. Henüz işlemler yapılamaz ancak işlemler için hazırlık yapılır. 2 – 4 yaşlar sembolik dönemi, 4 – 7 yaşlar ise sezgisel dönemi içerir. Sembolik dönemde nesne kişi ve olayları zihinde temsil becerisi kazanılırken, sezgisel dönemde ise hayal gücü ve sezgiler kullanılarak akıl yürütmeler yapılır.

    İşlem Öncesi Dönemin Özellikleri;

    • Sembolik düşünme, sembolik oyun
    • İşaretsel İşlev
    • Odaklanma, tek yönlü düşünme
    • Benmerkezci düşünme / Kendine Odaklanma
    • Korunumu kazanamama
    • Özelden özele akıl yürütme
    • Tersine çevirememe
    • Tek özelliğe göre sıralama, sınıflama
    • Animizm (Canlıcılık)
    • Yapaycılık (Artifikalizm)
    • Monolog / Toplu monolog
    • Paralel oyun
    • Kalıp yargılar
    • Devresel tepki 
    • Kişi değişmezliği

    Sembolik Düşünme ve Sembolik Oyun

    Bir nesnenin başka bir şeyi temsil etmesi şeklinde düşünmek sembolik düşünmedir. Örneğin bir çubuğun mikrofonu temsil etmesi, onun gibi kullanılması. Bunu oyunda kullanması ise sembolik oyundur. 

    İşaretsel İşlev

    Çocuğun sembolleri zihninde kullanabilme yeteneğidir. Nesne ortamda bulunmasa dahi onu hayalinde canlandırabilmesidir. Resim yaparken karşısında bir ağaç olmasa bile ağaç resmi çizebilmesidir.

    Odaklanma / Tek Yönlü Düşünme

    Çocuğun karşılaştığı durum veya davranışların tek bir yönüne odaklanabilmesidir. Çocuk nesnenin, durumun, kişinin veya davranışın diğer yönlerine odaklanamaz, tek yönlü düşünür. Örneğin çocuk babasının babalık görevini bilir ancak onun sadece baba olmadığını aynı zamanda amca olduğunu kavrayamaz. İşlem öncesi dönem evresinde olan çocuklarda tek yönlü düşünme vardır.

    Benmerkezci Düşünme / Kendine Odaklanma

    Benmerkezci düşünme çocuğun sadece kendisine odaklanması, başkalarının duygularını, ihtiyaçlarını ve düşüncelerini fark etmedeki yetersizlik olarak tanımlanabilir. İşlem öncesi dönem evresinde olan çocuklarda benmerkezci düşünce yoğun bir şekilde bulunur. Bu dönemdeki çocuklar da hayvanları eziyet edebilir, diğerleriyle acımasızca alay edebilirler. Çünkü benmerkezci düşünmeye sahip olmaları onlarda empati yetersizliğine sebep olmaktadır. Benmerkezciliğin bir diğer tanımı kendini dünyanın merkezine koymadır. Bu düşünce tarzına göre dünyadaki her şey çocuk içindir ve çocuk bunları paylaşmayı istemez. DÜnyadaki her şey kendi gördüğü gibidir ve herkes kendisi gibi düşünür. Kendisi ile bağlantısı olmayan olaylarda bile benmerkezci düşünme nedeniyle kendisini sorumlu tutar.

    Korunumu Kazanamama

    Korunum bir maddenin geçirdiği değişimlere rağmen miktarı ve sabitliğine olan düşüncedir. Örneğin bir litre suyun konulduğu kap değiştiğinde bile suyun hala bir litre olduğunu kavramak korunumu kazanmış olmaktır. Ancak bu beceri işlem öncesi dönemdeki çocuklarda henüz gelişmemiştir. Suyun konulduğu kab değişince miktarının da değiştiğini düşünmektedirler. 

    Özelden Özele Akıl Yürütme

    Çocuğun karşılaştığı olayları daha önce geçirdiği yaşantılara göre açıklama eğilimidir. Genele bakmadan iki özel durum arasında bağlantı kurulur. Çocuk bütüne odaklanamaz ve parçalar arasında ilişki kurmak zorunda kalır. Örneğin her gün akşam yemeğinde domates yiyen bir çocuk o gün akşam domates yemediğinde akşam yemeğini yemediğini söylemesi.

    Tersine Çevirememe

    Çocuğun işlemleri yalnızca tek yönlü olarak yapabilmesidir. Çocuğun birbirinin tersi olan iki durumdan birini yapabilirken diğerini yapamamasıdır. Örneğin çocuk evden kütüphaneye gidebilir ancak kütüphaneden eve geri dönmeyi başaramaz. 

    Tek Özelliğe Göre Sınıflama ve Sıralama

    Çocuklar işlem öncesi dönemde nesneleri birden fazla özelliğe ve boyuta göre sıralayamaz ve sınıflandırılamazlar. Örneğin sarı renkteki bilyeleri sıralayabilirken sarı ve büyük veya sarı ve küçük bilyeleri sıralaması istendiğinde bunu yapmada zorluk çekecektir. 

    Animizm ( Canlıcılık)

    Çocukların cansız öğelere canlı varlıkların özelliklerini yüklemeleridir. Canlı varlıklara ise cansızlık özellikleri yüklemeleridir. Örneğin çocuk güneşin küstüğü için battığını düşünmesi cansız varlıklara canlılık özelliği yüklemektir. Canlı varlıklara cansız varlık özelliği yüklemeye örnek olarak ise çocuğun, canlı bir muhabbet kuşunu oyuncak gibi oynamasıdır. 

    Yapaycılık (Artifikalizm) 

    Çocuğun doğa olaylarına nedenler yüklemesidir. Gece, gündüz, yağmur, kar fırtına gibi doğal olayların birisi tarafından yapıldığına inanmasıdır. Örneğin yağmur yağdığında çocuk, gökyüzünde birinin ağladığını düşünebilir. Şimşek çakmasını birinin ışıkları açıp söndürmesi olarak görebilir. 

    Çocuklar aynı zamanda gerçekte yaşanmamış olayları yaşanmış gibi algılayabilirler. Örneğin bir televizyon programını izleyen bir çocuk bunun gerçek olduğunu düşünür. Bu da yapaycılığın diğer bir boyutudur.

    Monolog

    Çocuğun oyun oynarken veya başka bir etkinlik yaparken yanında biri varmışçasına konuşmasıdır. Çocuğun yalnızken veya yanında başkaları varken kendine kendine konuşmasıdır. 

    Toplu Monolog

    Çocukların bir aradayken her birinin kendi kendine konuşması kendi monologlarını yapmalarıdır. Çocuklar diğerlerini dinlemez kendi monologlarıyla oynamaya devam ederler. Bu benmerkezci düşünceden kaynaklanan çocuğun kendine odaklanmasının bir sonucudur. 

    Kalıp Yargılar

    Bu dönemde çocuklar, yaşantılarının sınırlı olması sebebiyle belli durumlar için belli düşünce kalıpları geliştirirler. Bu düşünce kalıplarıyla uyuşan bilgileri özümleme yaparken, uyuşmayan bilgileri ise almayarak kalıpları aynı şekilde devam ettirme eğilimindedirler. Bu nedenle bu kalıpları bozmak oldukça zordur. Örneğin sadece kadınlar ev işi yapar kalıp yargısına sahip bir çocuk bir erkeği ev işi yapar görünce bunun sadece geçici olduğunu yine kadının bu işleri yapacağını düşünüp kalıp yargısını değiştirmeme eğilimindedir. 

    Devresel Tepkiler

    Döngüsel tepkilerin devamı olan tepkilerdir. Çocuğun davranışı bilinçli olarak tekrar etmektedir. Örneğin bir çocuğun bir tekerlemeyi sürekli olarak tekrar etmesidir. Veya yeni öğrendiği bir şarkıyı sürekli olarak söylemesidir. Duyusal motor döneminde bulunan döngüsel tepkilerin işlem öncesi dönem versiyonudur.

    Kişi Değişmezliği

    Kişinin dış görünüşünün değişmesi halinde kişinin yine de aynı kişi olarak kaldığının farkına varılmasıdır. Örneğin annesinin montunu çıkardıktan sonra bile çocuğun onun annesi olduğunu bilmesi. Veya babasının kadın elbisesi giymesine rağmen onun babası olduğunun farkına varmasıdır. 

    İşlem Öncesi Dönem konusu burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Duyusal Motor Dönemi için tıklayın.

  • Duyusal Motor Dönemi

    Duyusal Motor Dönemi

    Duyusal Motor Dönemi doğum sonrası ile iki yaşlar arasını kapsayan dönemdir. Bu dönemde bebek çevreyi keşfederek, duyarak, hissederek öğrenir. Doğuştan getirilen refleksler geliştirilir. Bu refleksler diğer davranışlar için de temel oluşturur. Bebek 6. aydan itibaren refleks davranışları tek edip bilinçli davranışlara geçmeye başlar. 

    Duyusal Motor Dönemi Özellikleri;

    • Refleks hareketlerinin yerine amaçlı hareketlere geçiş yapma,
    • Kişi sürekliliği kazanma,
    • Nesne sürekliliği kazanma,
    • Ses bulaşması,
    • Doğadan ayrışma,
    • Taklit ve ertelenmiş taklit,
    • Döngüsel tepkilerdir.

    Kişi Sürekliliği Kazanma

    Bebek diğerlerinin görüş alanından çıksa bile var olduğunu bilir. Annesi kanepenin arkasına saklansa bile orada olduğunu bilmektedir. Bu zihinsel  beceriyi kazanmadan önce bebek, annesi kanepenin arkasına saklanınca yok olduğunu düşünmektedir. Duyusal motor dönemi düzeyinde olan çocuklar kişi sürekliliği kazanmamışlardır.

    Nesne Sürekliliği Kazanma

    Bebek önceleri nesneler görüş alanından çıkınca yok olduklarını düşünürken nesne sürekliliğini kazandıktan sonra yok olmadıklarını kavrar. Nesnelerin var olmaya devam ettiklerini kavrar. Nesne sürekliliğinin kazanılması bebeğin belleğinin kullanmaya başladığını gösterir. Bebek diğer nesnelerle ilgili zihninde şemalar oluşturmaya başlar. Duyusal motor dönemi düzeyinde olan çocuklar nesne sürekliliği kazanmamışlardır.

    Ses Bulaşması

    Bir grup bebekten biri ağlayınca, bunu duyan diğer bebeklerin de ağlamaya başlaması, ağlama sesinin onlara bulaşmasıdır. Ses bulaşmasının sebebi bebeğin ben ve ben olmayan ayrımı yapamamasıdır. Bebekler kendi sesleri ile diğerlerinin sesini ayırt edemezler. 

    Doğadan Ayrışma

    Bebek başlarda kendini doğadaki diğer nesnelerden ayırt edemez. Yani bebek kendini diğer kişilerden ayırt edemediği gibi kendini diğer nesnelerden de ayırt edemez. Bu zihinsel beceriyi kazanan bebekler kendilerini doğadaki nesnelerden ayırt etmeye başlarlar. 

    Taklit

    Bebeğin gördüğü bir davranışı canlandırmasıdır. Örneğin kaşığı ağzına götüren başka birini gören bir bebeğin de kaşığı ağzına götürmesidir.

    Ertelenmiş Taklit

    Bebeğin gördüğü bir davranışı, bir olayı durum ortadan kalktıktan sonra taklit etmesidir. Örneğin babasının yemek yerken şarkı çaldığını gören bebeğin daha sonra yemek yerken şarkı söylemeye çalışmasıdır. Taklit ve ertelenmiş bebeğin olayları ve durumları zihninde taşıdığını gösteren bir zihinsel beceridir. 

    Döngüsel Tepkiler

    Bebeğin sürekli olarak tekrarladığı davranışlara döngüsel tepkiler denir. 

    1. Döngüsel Tepkiler (0-6 Ay)

    Bebeğin sahip olduğu ilk refleksler aracılığıyla ortaya çıkar. Bebek çevresini keşfetmeye başlar ve hoşuna giden bir davranışı sürekli tekrarlamaya başlar. Örneğin bebeğin parmağını emdikten sonra bunun hoşuna gitmesi ve başparmağını sürekli olarak emmeye başlaması 1. döngüsel tepki örneğidir. 

    2. Döngüsel Tepkiler (6-12 Ay)

    Bebek dış dünyaya yönelmeye başlar. Davranışları sadece reflekslerle sınırlı kalmaz. Örneğin sert bir cisimle yere vuran bebek bu cismin ses çıkardığını görünce vurmaya devam et.

    3. Döngüsel Tepkiler (12-24 Ay)

    Bebek dış dünyaya yönelir ve bu yönelim araçlarla olur. Bebek araç kullanmaya başlar. Örneğin yetişemediği bir oyuncağı çubuk yardımıyla kendine çeker.

    Duyusal Motor Dönemi konusu burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Zihinsel Gelişimi Etkileyen Faktörler konusu için tıklayınız.

  • Zihinsel Gelişimi Etkileyen Faktörler

    Zihinsel Gelişimi Etkileyen Faktörler

    Zihinsel Gelişimi Etkileyen Faktörler arasında olgunlaşma, yaşantı, kültürel aktarım, örgütleme, denge – dengesizlik sayılabilir. Bu kavramları ve tanımlarını aşağıda bulabilirsiniz.

    Olgunlaşma

    Organizmanın kendisinden beklenen görevleri yapabilecek düzeye gelmesidir. Genetik donanımla belirlenen bu program, zihinsel gelişimi ve problem çözme süreçlerini etkiler. Olgunlaşma geciktiği zaman zihinsel gelişim de gecikir. Örneğin soyut düşünme becerisinin kazanılabilmesi için çocuğu belli bir zihinsel gelişim düzeyine ulaşmış olması gerekir. Ancak olgunlaşma burada tek başına yeterli bir kavram değildir. Olgunlaşma sağlandıktan sonra aynı zamanda çevredeki uyarıcılarla yaşantı geçirmesi de gerekir. 

    Yaşantı (Deneyim)

    Yaşantı zenginliğinin olması zihinsel gelişimi hızlandırır. Çocuğun çevresindeki uyarıcıların fazla olması zihinsel gelişimi desteklemektedir. Böylece daha fazla sayıda şema kurabilecek, özümleme ve uyumsama yapabilecektir. Bunun içinde çevreyle etkileşime girmeli, çevresini keşfetmelidir.

    Kültürel Aktarım: Yaşanılan toplum ve kültürel değerleri zihinsel gelişimi önemli ölçüde etkilemektedir. Daha önce verilen bilimin gelişmediği yerlerde soyut düşünme gücünün azalması da buna örnektir. Ayrıca kültür dil ve düşünce kalıplarıyla bireyin zihinsel yapısını şekillendirmektedir. Bireylere uyarıcı zenginliği ve yaşantı çeşitliliği de sağlaması bireyin zihinsel gelişimini olumlu düzeyde etkiler. 

    Örgütleme (Organizasyon)

    Doğuştan getirdiğimiz temel eğilimlerden biri olan örgütleme bilgileri anlamlı hale getirerek düzenleme sürecidir. Örneğin çocuğun kraliçe arıyı taç takar şekilde çizmesi örgütlemeye örnektir. Daha önceki bilgilerini düzenleyerek yeni durumlara uyarlamıştır.Bir problem çözülürken de daha önce işe yarayan durumlar araştırılarak yeni duruma uyarlanmaya çalışılır. 

    Deve kuşunu çizmek isteyen bir çocuğun deveye kanat takarak deve kuşu çizdiğini söylemesi örgütlemeye örnektir. Deve ve kuşa ait iki şemasını birleştirip örgütlemiştir.

    Denge – Dengesizlik – Denge

    Çocuklar dengeleme eğilimiyle doğarlar. Dengeleme fonksiyonel değişmezlerden biri olan örgütlemenin bir bir uzantısıdır. Kişi denge halindeyken yeni edinilen bilgiler kişinin dengesini bozmakta ancak uyumsama ve özümleme süreçleriyle birey yeniden dengeye kavuşabilmektedir. Bu denge – dengesizlik – denge döngü tüm gelişim süreci boyunca devam eder.

    İnsan düşüncesinin temel eğilimlerinden olan kararlılık ve tutarlılık isteğinden gelen bir kavramdır. Dengesizlik yeni bir durum yani öğrenmeyi doğururken, eski bilgiler ve yeni bilgiler arasında kurduğu bağlantılar ise dengelemeyi doğurur. Çocuğun cisimleri yere vurunca ses çıkardığı şeklinde sahip olduğu şema nedeniyle yumurtayı yere vurunca ses çıkacağını düşünmesi ve yumurtayı yere vurduğunda ses çıkmadan kırılması dengesizlik durumu oluşturur. Çocuğun yumurtanın yere vurulmayacak bir nesne olduğunu anlaması ise dengeleme durumudur.

    Zihinsel Gelişimi Etkileyen Faktörler konusu burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Piaget’in Bilişsel Gelişim Kuramı – Temel Kavramlar konusu için tıklayın.

  • Piaget’in Bilişsel Gelişim Kuramı – Temel Kavramlar

    bilişsel gelişim

    Piaget’in ortaya attığı Bilişsel Gelişim Kuramı o güne kadar hakim olan geleneksel görüşü reddetmiş, bilişsel gelişime yeni bir bakış açısı getirmiştir.Bu kuram ana birkaç ögeye sahiptir. Bunlar şema, bilişsel yapılar, adaptasyon, özümleme, uyumsama kavramlarıdır.

    Bilişsel Gelişim Süreci: Bireydeki düşünme, akıl yürütme ve bellek gibi süreçleri etkileyen gelişim sürecine bilişsel gelişim süreci denir. Bilişsel gelişim dünyayı algılamayı ve çevreye uyum sağlamayı kolaylaştırır. 

    Piaget bilişsel gelişim kuramını ortaya atmadan önce zihin ve zeka kavramlarından bahsetmiş, kuramının anlaşılmasını kolaylaştırmaya çalışmıştır. Piaget önce zekayı tanımlamış, zeka üzerine durarak anlaşılmasını sağlamaya çalışmıştır. Piaget’e göre zeka çevreye uyum sürecidir. Bu uyum sürecini kolaylaştıran iki önemli fonksiyonel işlev vardır. Bunlar örgütleme ve adaptasyondur. Piaget bu iki işlevin doğuştan geldiğini ve değişmez olduğunu savunduğu için bunlara aynı zamanda fonksiyonel değişmezler adını vermiştir. 

    Önceleri etkili olan çocukların küçük yetişkinler olduğunu, daha ilkel düşünce sistemine sahip olduklarını savunan geleneksel görüşe karşı çıkmış, çocukların kendilerine has bir dünyasının olduğunu ve biricikliğini vurgulamaya çalışmıştır.Piaget’e göre bilişsel gelişim seviyesi ülkeden ülkeye değişebilmektedir. Bu nedenle bilimin fazla gelişmediği ülkelerde soyut düşünce gelişimi de daha düşük seviyededir. 

    Piaget’in Bilişsel Gelişim Kuramının Çocuklara İlişkin Varsayımları

    • Çocuklar öğrenmeye programlanmış olarak doğarlar, ek olarak ödüllendirilmeye veya pekiştirilmeye ihtiyaçları yoktur. 
    • Çocuklar bilgiyi yaşantı yoluyla edinirler ve bunu kendileri zihinlerinde organize eder ve yapılandırırlar. 
    • Çocuklar çevrelerinde olan kişiler olan yaşıtları ve yetişkinlerden öğrenirler ancak bilgiyi çoğu zaman kendi başlarına oluştururlar. 

    Piaget’in Bilişsel Gelişim Kuramının Ana Ögeleri

    Şema

    Bireyin dış dünyadaki uyarıcıları zihninde düzenlediği algı çerçevesidir. Şemalar yeni bilgileri anlamlandırma, yerleştirme ve dönüştürme kılavuzudur. İlk yaşantılarla edinilen bu çerçeveler daha sonra yaşantılarını ve edindiği bilgileri yerleştirebileceği bir yapı sağlar. Çocuklar kalıtımla beraber emme, yutma, tutma gibi şemalarla doğarlar. Bunlar çevreye uyum sağlamalarını kolaylaştıran yapılardır. 

    Bilişsel Yapılar

    Bireyde var olan zihinsel yetiler veya zihinsel organizasyonlardır. Çocuğun sahip olduğu özümleme ve uyumsama seviyesidir. Örneğin 3-4 yaşlarındaki bir çocuğa vatan, bayrak gibi soyut kavramlar öğretilemez.

    Adaptasyon

    Bireyin çevresiyle etkileşime girerek çevresine uyum becerisi edinmesidir. Adaptasyon iki alt başlıktan oluşur. Bunlar özümleme ve uyumsamadır.

    1. Özümleme(Asimilasyon)

    Bireyin sahip olduğu şemalarla çevresini açıklayarak uyumunu sağlayan bilişsel bir süreçtir. Çocuk karşılaştığı yeni bir durumu veya objeyi kendine önceden var olan bilişsel yapının içine almasıdır. Bilgi önceden var olan şemaya uygun olarak kodlanır. Annesinin memesini emen bir bebek bu emme işlemini diğer cisimlere de uygulayacaktır. 

    Örneğin bir bebek cisimleri sert yüzeylere vurunca ses çıkması şemasına sahiptir. Eline aldığı bir yumurtayı bu var olan şemaya göre sert yüzeylere vurması da özümlemedir. Yumurta yeni bir cisimdir ve sert yüzeylere vurunca ses çıkması ise bir şemadır.

    2. Uyumsama (Akomodasyon)

    Yeni şemalar yaratmak veya daha önce var olan şemaları değiştirerek bilginin edinilmesini sağlayan bilişsel bir süreçtir. Özümlemede birey önceki şemalarına göre davranmaktaydı. Ancak her özümleme süreci istenildiği gibi gitmeyebilir. Az önce verilen yumurta örneğinde yumurtayı ses çıkarması için yere vuran çocuk, ses çıkmadığını görecek ve diğer oyuncaklarının aksine yumurtanın kırıldığını görecektir. Bu durumda bir dengesizlik durumu yaşayacaktır. Çünkü karşılaştığı durum var olan şemalarına uygun değildir. 

    Örnek: Çocuk yumurta kırılınca ve ses çıkarmayınca yumurtayı, ses çıkarmak için kullanamayacağını anlamasıdır. Bunun sonucunda yumurtaları bu amaçla kullanmayarak denge durumuna ulaşmış olmaktadır. 

    Piaget’in Bilişsel Gelişim Kuramı Evreleri Konu Anlatımı

    Gitmek istediğiniz evrenin üzerine tıklayarak görüntüleyebilirsiniz.

    Duyusal Motor Dönemi (0-2 Yaş)

    İşlem Öncesi Dönemi (2-7 Yaş)

    Somut İşlemler Dönemi (7-12 Yaş)

    Soyut İşlemler Dönemi (12 ve Sonrası)

    Piaget’in Bilişsel Gelişim Kuramı – Temel Kavramlar konusu burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Ergenlik Dönemi ve Son Çocukluk Dönemi için tıklayın.

  • Ergenlik Dönemi ve Son Çocukluk Dönemi

    Ergenlik Dönemi

    Ergenlik dönemi ve son çocukluk dönemi bireyin gelişimi için oldukça kritik dönemlerdir. Son çocukluk döneminde iyice yavaşlayan büyüme hızı ergenlikle beraber ani bir artış hızı göstermektedir. Son çocukluk döneminde cinsiyet rolleri edinirken, ergenlik döneminde cinsel özellikler edinir.

    Son Çocukluk Dönemi (6-12 Yaş)

    İlk çocukluk döneminde başlayan büyüme hızındaki azalma 10-11 yaşlarına kadar devam eder. Çocukların okula başladıkları ilk yıllar olan 6-7 yaşlarında büyüme hızı oldukça düşse de 10-11 yaşlarında vücuttaki kimyasal değişmelere bağlı olarak kız çocuklarında ani bir gelişim görülür. Bu gelişim boyun ani olarak uzaması ve ikincil cinsiyet özelliklerinin belirmeye başlaması şeklinde olur. 

    Erkek çocukları ise 10-11 yaşlarına kadar kızlardan daha iri görünseler de kızların bu ani gelişimi onların daha ufak görünmelerine sebep olur. Ancak kızlardan daha hareketli ve bedensel hareket isteyen etkinlikler için daha isteklidirler. 

    Devinimsel beceri açısından da bu dönemdeki çocuklar kaba motor becerileri gerektiren işlerde herhangi bir sorun yaşamamasına karşın, ince motor isteyen işlerde sorunlar yaşayabilirler. Özellikle erkek çocuklarda bu sorunlar daha belirgindir. Bu durum çocukların okuma ve yazma gibi ince motor becerisi isteyen işlere ve ödevleree karşı olumsuz tutum geliştirmelerine neden olabilir. Önceki dönemde gelişimi tamamlanmayan görme duyusu da gelişimini tamamlar.

    Ergenlik Dönemi (12-18 Yaş)

    Oldukça hızlı bir değişim ve gelişim geçirildiği için bu dönem çalkantılı geçirilir. Gençler bu dönemde ne çocuk ne de yetişkin sayılırlar. Bu nedenle bu geçiş dönemine uyum sağlamak zor olabilmektedir. Fizyolojik ve hormonal değişiklikler oldukça yoğundur. Cinsiyet hormonlarının üretiminin artarken birincil ve ikincil cinsiyet özelliklerinin kazanılması, vücutta birçok değişikliği neden olabilmektedir. Ayrıca cinsiyet hormonlarının diğer hormonlarla olan birleşmesi sonucunda kemiklerde ve kaslarda gözle görülür bir artış meydana gelir. 

    Kızlarda ergenliğe girdiklerinin işareti olarak adet kanaması (menstrüasyon) görülmesi ve bununla beraber göğüslerin büyümesi, erkeklerde ise cinsel organların büyümesi ve sperm üretilmesi olarak gösterilebilir. Erkeklerde ergenliğe girme kızlara göre ortalama 2 yıl geç görülmektedir. Kızlarda ergenliğe girme yaşı genel olarak 11-13 iken erkeklerde 13-15 yaşlar arasıdır. Bu dönemin keskin sınırları olmamakla beraber herkeste farklı yaşlarda görülebilir. Bu yaşlar genel ortalamayı yansıtmaktadır. 

    Ergenlik döneminde sadece bedensel ve hormonal değişiklikler değil aynı zamanda duygusal değişimler de görülür. Ergenliğe erken giren erkeklerin özgüvenleri yüksek olurken, ergenliğe geç giren kızların özgüvenleri düşüktür. Ayrıca ergenler bu dönemde diğerleri tarafından anlaşılmadığını düşünüp ergen benmerkezciliği geliştirebilir. 

    Bu dönemde ikincil cinsiyet özelliklerinin ortaya çıkması uyum sağlama ve bedeni algılama konusunda sorunlara yol açabilmektedir. 

    Birincil Cinsiyet Özellikleri: Cinsel organlarda gelişme olarak erkeklerde testis gelişimi ve sperm üretimi kazanma, kızlarda ise yumurta, klitoris ve rahimin gelişmesidir. Kızlarda östrojen hormonu salgılanırken, erkeklerde testeron hormonu salgılanır. Bu özellikler 2. Ergenlik Dönemi olan 13-18 yaşları arasında görülür.

    İkincil Cinsiyet Özellikleri: Erkeklerde sesin kalınlaşması, omuzların genişlemesi, sivilcelerin çıkması, kızlarda kalçaların genişlemesi, sesin değişmesi, tüylenme, göğüslerin büyümesi olarak tanımlanabilir. Bu özellikler Erinlik Dönemi olan 12-13 yaşları arasında görülür.

    Bu durum gelişim içten dışa olur ilkesine bir istisna oluşturur. Önce dış cinsiyet organlarını etkileyen ikincil cinsiyet özellikleri gelişirken daha sonra iç cinsel organları etkileyen birincil cinsiyet özellikleri kazanılır.

    Cinsel Olgunlaşma

    Erkeklerde erken olgunlaşma gerçekleşirse, arkadaşları tarafından lider olarak seçilir, sosyal ilişkiler konusunda başarılıdır özgüveni yüksektir.

    Erkeklerde geç olgunlaşma gerçekleşirse, kendini yetersiz hisseder, yaşıtlarına göre gördüğü ilgi azdır bu nedenle dikkat çekmeye yönelik davranışlar sergiler.

    Kızlarda erken olgunlaşma gerçekleşirse, sessizdir, çekingendir, sosyal ilişkilerde başarısızdır ve özgüveni düşüktür.

    Kızlarda geç olgunlaşma gerçekleşirse, özgüveni yüksektir ve sosyal uyum becerisi yüksektir.

    Ergenlik Dönemi ve Son Çocukluk Dönemi konusu burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Bebeklik ve İlk Çocukluk Dönemi için tıklayın.

  • Bebeklik ve İlk Çocukluk Dönemi

    Bebeklik ve İlk Çocukluk Dönemi

    Bebeklik ve İlk Çocukluk Dönemi insan gelişimi için oldukça öneme sahip dönemlerdir. Bu dönemde gelişim için birçok kritik dönem geçirilmektedir. Bebeklik dönemi doğum öncesi dönemden sonra en hızlı gelişim dönemiyken, ilk çocukluk döneminde bu gelişim hızı yavaşlar.

    Bebeklik Dönemi (0-2 Yaş)

    Doğumdan sonra baş, vücudun yaklaşık olarak dörtte biri kadardır. Doğumdan önce bu oran vücudun yarısı, yetişkinlikte ise sekizde birdir. 

    Beyin doğumdan itibaren hızla gelişir. Sinir sistemi oldukça hızlı bir gelişim sürecindedir. Bu dönemde hareket yeteneği edinildiğinden bebek dünyayı keşfeder ve bu beynin gelişimi için oldukça önemlidir. Yeni doğanlar bu dönemde daha çok kaba psikomotor hareketler sergilerler. Yaş arttıkça ince motor becerileri gelişim göstermektedir. 

    Doğum öncesi dönemden sonra fiziksel gelişimin en hızlı olduğu dönemdir. Bebek bir yaşında doğduğunda olduğu boyun yaklaşık olarak yarısı kadar uzar. İki yaşının sonunda ise doğdukları boyun üçte ikisi kadar olurlar. Ağırlık da oldukça hızlı gelişir. Bebek ilk 6 ayda ağırlığının iki katına, bir yaşında üç katına, iki yaşının sonunda ise dört katına çıkar. 

    Sinir sistemi bu dönemde gelişim ilkelerine uygun bir şekilde gelişir. İçten dışa, merkezden uçlara şekilde gelişir. Bu dönemde bebeğin kan basıncı düşüktür ancak bu altıncı haftadan sonra artmaya başlar. Kalp vücuda oranla daha büyük, yetişkinlere oranla daha hızlıdır. Bebeğin doğduktan sonra yaptığı ilk şey solunumdur.

    İlk Çocukluk Dönemi (2-6 Yaş)

    Bu dönemde gelişim bebeklik dönemine göre yavaşlar. Çocuk 6 yaşına geldiğinde vücut oranı büyük ölçüde yetişkinlere benzer. 3 yaşındaki çocuklar yemeklerini kendileri yiyebilir hale gelebilirler. Üç yaşında elbiselerini çıkarabilirler, dört yaşında ise hem çıkartıp hem de giyebilirler. Bu yaşlarda ayakkabılarının bağcıklarını bağlayamazlar ve ayakkabılarında sağı solu ayırt edebilecek seviyede değillerdir. 5 yaşına gelindiğinde çocuk kendi başına banyo yapabilir ancak 12 yaşına kadar yardıma gereksinimi vardır. Çocuklar 4 yaşına geldiklerinde boyama yapabilirler ve basit şekilleri taşırmadan boyayabilirler.

    Bu dönemde bedensel gelişim hızı bebekliğe göre oldukça azalmıştır. Bu yavaşlama ilk çocukluk döneminden başlayarak ergenlik dönemine kadar devam eder. Altı yaşına gelindiğinde ağırlık doğumdaki ağırlığın yedi katına çıkar. Bu dönemde sinir sistemi de büyük ölçüde gelişimini tamamlar. İki yaşındayken gelişimi yetişkine göre %75 tamamlanmış olan beyin beş yaşında %90 oranına ulaşır.

    Kalp atış hızı da bu dönemin sonuna doğru yetişkinlere benzer hale gelir. Kalbin büyümesi 6 yaşına kadar çok hızlıyken bu dönemin sonuna doğru yavaşlar. Solunum sisteminin gelişimi oldukça yavaştır. Ancak sindirim sistemi her şeyi sindirebilecek ölçüde gelişmiştir. 

    Bu dönemdeki çocukların hareket etme ve etkinlik düzeyleri yüksektir. İlgilerini çekecek etkinlikler yapmadıkça oturmazlar ve hareket etme, koşma, tırmanma, kayma gibi hareketlilik gerektiren etkinlik ihtiyacı içindedirler. Büyük kasların gelişimi küçük kasların gelişimine oranla daha ileridedir. Bu nedenle yazma, çizme, ayakkabı bağlama vb. etkinlikleri yaparken zorlanırlar. Üç tekerlekli bisiklet sürebilirken iki tekerlekli bisikleti sürmekte zorluk çekerler. 

    Çocuğun duyuları tam gelişmemiştir bu nedenle büyük cisimler ve büyük puntolu kitapları inceleyebilir. Görme organı henüz tam olarak gelişmemiştir. İpi iğne deliğinden geçirme, ipe boncuk dizme gibi gelişmiş bir görme duyusu ve ince motor becerileri isteyen işlerde yardıma ihtiyaç duyarlar.

    Bebeklik ve İlk Çocukluk Dönemi konusu burada sona erdi.

    Bir önceki konu olan Doğum Öncesi Dönem için tıklayın.

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı